Aşk, hiçbir çağda güvenli bir heyecan olmadı.
Fakat aşkın bizi manasızlığa kelepçelemesini, aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz.
İnsan kendi aptallığının büyüklüğüyle yüzleşince kahrolmaktan kaçınamıyor.
Artık iltifatlar, ikramlar, nazik teklifler en büyük tehditlere dönüşüyor.
Peygamberin mirası tebessüm, riyanın kırmızı alarmı haline geldi.
Dostluğumuz, arkadaşlığımız, tanışıklığımız, tümüyle eğlenceli olmak zorunda..
Her türlüsü ürkütücü olan içtenlik başgösterdiği anda; şakaların opak muşambasına bürünüyoruz.
Birbirimizi oyalamak, kibarlığın yegane yolu oldu.
Saptırılmış ve bir yönetmeliğe uyarlanmış saygının gereği olarak cıvıtmak.. Ne kader ama!
Kral, en büyük soytarı olmak zorunda.
İnsanlar, yakınlaşmanın yolunu kendilerine acındırmakta ya da muhataplarının kafasına demirle vurmakta arıyorlar çoğu zaman.
Bir de benim gibi, dokunaklı genellemeler yapanlar var.
Şimdi bunları söylüyorum ya;
Sabah dünyaya, insanlara inanıyor olarak uyanacağım.
Üst kat komşumuzun kedisini ve yavrularını görünce beni bekleyen birtakım vazifeler, insanlık görevleri olduğu fikrine kapılacağım.
Hayatın ölümden; aşkın her ikisinden de büyük olduğuna inanacağım..