MimarMaya

MimarMaya
...yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna... #138217533 sszyr.hzg #188991246 TCETVELİKORUMACEMİYETİONURSALBAŞKANI #140176031
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 87. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 11:15
Yine benim olduk olmadık romanlardan Oğuz Atay arayışı... Yine bir Selim vakası... Yazarların özellikle Selim ismini seçmelerinin de bir sebebi olmalı bence. "Selim" isminin sakin, yumuşak, içe dönük bir tınısı var. Gürültülü bir isim değil. Bağırmıyor. Ama içeride çok şey taşıyor. Kitabın son karakteri Selim'di. Sadece o isimde takılı kalmamın da bir sebebi var. Benim Selim Işık hayranlığı. Son hikayenin karakteri... Diğer bütün karakterlerin düşüncelerinin akışı yine son olarak bildiğimiz son duygusuna yani Selim'e ulaşıyor. Muhtelif Evhamlar Kitabı... Oğuz Atay tadında okuduğum nadir kitaplardan biri oldu. O yüzden son karakter ile bağdaştırmak istedim belki de... Kim bilir? Belki de ilk oduduğum Selim Işık'ı okumayı özledim. Belki de Selim Işık bu yüzden bu kadar tanıdık geliyor: bir karakter olmaktan çok, zihnin içinde sürekli geri dönen bir yankı gibi. "Muhtelif Evhamlar Kitabı"ndaki dağınık gibi görünen düşünce parçaları bile, en sonunda tek bir merkeze, yani o içe çökmüş duygu haline bağlanıyor. Selim, sadece bir isim değil; bir varış noktası gibi. Hangi hikâyeden çıkarsan çık, zihnin sonunda aynı o sessiz odada buluyor kendini. Gürültü azalıyor, kelimeler inceliyor, anlam biraz eksiliyor ama his büyüyor. Belki de bu yüzden bazı karakterleri okurken değil, hatırlarken anlıyoruz. Ve bazı kitaplar bitmiyor: sadece biz onlardan uzaklaşıyoruz gibi yapıyoruz. Muhtelif Evhamlar Kitabı'nda, içinde kaybolduğunuz şey çoğu zaman aslında kendinizsiniz. Ve belki de bu yüzden bu metinler bir "okuma" deneyiminden çok, bir "tanıma" hâline dönüşüyor. Selim'le kurulan bağ da tam burada başlıyor: bir karakteri değil, insanın kendi iç sesini hatırlatıyor olmasıyla.
Muhtelif Evhamlar KitabıÖmür İklim Demir · Yapı Kredi Yayınları · 20239,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Oğuz Atay’ın Derinliği İçerisinde
10/10
·226 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 10:20
Oğuz Atay’ın anısına… Bu kitap, yanlışlığın nerede olduğunu tam kestiremeden yaşayıp yine de yaşamaktan vazgeçmeyenlerin kitabı. Kin tutmaya ödün vermez bir ölüm vaadiyle konuşan, umutlanmayı bile baştan reddeden bir ses var sayfalarda. Daha ilk satırlardan itibaren, insanın kendine bile yardım edemediği o dar aralığa sıkışıyoruz. Açılmanın mümkün olmadığı, yardım etmenin küçülmek anlamına geldiği bir iç iklim bu. Ve tam da bu yüzden tanıdık. Vüs’at O. Bener’in Bir Buzul Çağının Virüsü, bir varoluşun içinde mi dışında mı durduğunu kestiremeyen bir bilincin metni. Payandalarla ayakta durmayı reddeden, susmayı unutulmuşluğa tercih eden bir anlatı. “Susacaksın kuşkum yok” diyen ses, suskunluğu bir yenilgi değil, bilinçli bir seçim olarak kuruyor. Kanayan tutkularda parçalanan ne varsa, içinde anlatıcının kendisi var; hatta daha da ileri gidip, ruh göçüne uğrayarak okurun yerine geçiyor. Bu kitabı okurken Oğuz Atay’ı hayal etmemek mümkün değil. Cümleler soluksuz, yoğun ve acımasız bir iç hesaplaşma hâlinde akıyor. Tutunamayanlar’dan tanıdığımız Selim’in dünyasına yeniden dalmak gibi. Ama bu bir tekrar değil; bu, hayranlığın içselleştirilmiş hâli. İlk okuduğumda Vüs’at O. Bener’in Oğuz Atay’a hayran olduğunu düşünmüştüm, bu kitaptan sonra bundan emin oldum. Çünkü burada yalnızca göndermeler yok; aynı yaradan konuşan iki ayrı ses var. Metin boyunca anlatıcı, kendini de karşısındakini de acımadan çözüyor. Yersiz yüceltmelerden, içi rahatlatan masallardan bilinçli bir kaçış bu. “Masalımızı yazamayacaksın yaşadığıma inandıkça” cümlesi, hem bir ilişkiye hem de edebiyatın kendisine yöneltilmiş sert bir uyarı gibi duruyor. Yokluğa da varlığa da inanamayacak bir yerde asılı kalıyor insan. Kitabın bir diğer güçlü damarı ise devlet, birey ve iktidar ilişkisine dair ironik ama
Buzul Çağının VirüsüVüs'at O. Bener · Yapı Kredi Yayınları · 2017435 okunma
Hayal ile Gerçeğin İnce Çizgisinde
8/10
·128 syf.··
2025 61. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 30 Temmuz 2025 00:47
Bazen bir insanı anlamak, ona yakın olmak istersin ama ne kadar uğraşırsan uğraş, o hep biraz uzakta kalır. Tıpkı Holly Golightly gibi. Truman Capote'nin Tiffany'de Kahvaltı kitabı, benim için sadece bir karakter hikâyesi değil, aynı zamanda kaçışlarla, maskelerle ve arada kalanlarla dolu bir ruh hâlinin yansımasıydı. Holly’yi okurken hem hayran oldum hem de üzüldüm. O kadar özgür görünüyordu ki, başta onu kıskandım bile. Ama sayfalar ilerledikçe fark ettim: özgürlük bazen sadece güzelce kurulmuş bir kafes olabiliyor. İçinde kalmakla dışına çıkmak arasında gidip gelen biri. Güçlü görünse de aslında kırılgan. Tam bir çelişkiler bütünü… Ama belki de bu yüzden bu kadar gerçek ve akıcı bir hikaye. Beni en çok etkileyen şey, Holly’nin bir yere ait olamamasıydı. Sanki birini sevmek, bir yerde kalmak, kök salmak onun için tehlikeliydi. Ama yine de sevilmek istiyordu. Belki de en çok bunu anladım: Bazı insanlar sevilmeye çok ihtiyaç duyar ama bu sevgiyi tuttuğun an uçup gidebilirler. Kitap, birinin dışarıdan nasıl göründüğüyle iç dünyası arasındaki farkı çok güzel anlatıyor. Holly, çoğu zaman anlaşılmak yerine güçlü görünmeyi seçiyor. Ama o gücün altında kocaman bir yalnızlık yatıyor. Tiffany’de Kahvaltı, içinde biraz yalnızlık, biraz özgürlük, biraz da yitik hayaller olan bir roman. Bana kendimden parçalar gösterdi. Belki hepimize bir parça Holly var. Belki hepimiz bazen, hiçbir yere ait hissetmeden bir Tiffany vitrini önünde durup kendimizi güvende hayal ediyoruzdur.
Tiffany'de KahvaltıTruman Capote · Sel Yayıncılık · 20082,132 okunma
10/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2024 250. kitabı
Aslında... Bu kitap başka benim için. İlk defa inceleme bakış açımı geliştiren, eleştirel yaklaşmayı, her şeyin aslında göründüğü gibi olmadığını öğreten Gürkan abime teşekkür ediyorum. Hayata farklı açılardan bakmayı öğretti bana. Farklı kişiler, farklı hayat hikayeleri... ama hepsinin tek bir amacı var... Kendini bulma, keşfetme, benlik duygusu oluşturma. Bunu bilmeseler bile içlerinde bir yerde hepsi de bunun farkındalar. Kimi daha az kimi daha çok kendinin farkında. Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olmayan... dengeleri alt üst edecek. Kendini sorgulama, kendini bulma hikayeleri... Okura bırakılan, birbiri içine geçen bir çeşit tahmin oyunu hissi uyandırıyor. Bir yolculuğa çıkıyorlar. Sonunu bilmedikleri... Uzun bir yolculuk... Bölüm sonlarındaki cümleler o karakterlerin yolculuğunun sonunu merak ettiriyor. Karakterlerin amacı aynı. Varacakları yer... Kendine ulaşma... İsmi belli olmayan, kim oldukları böylelikle daha çok merak ettirilme algısı oluşturulmuş karakterler yer alıyor. Birbirinden zıt karakterler ile bu etki daha da arttırılmış. Merak duygusu daha da artıyor. Birisi kendini daha çok tanırken birisi daha az tanıyor. Birisi kendini daha çok severken diğeri hiç sevmiyor. Birisi ne istediğini bilirken, öteki bilmiyor... Gibi... Huzurun içinde buluyorlar sanki birbirlerini. Deniz kenarında... Betimleme başlarda daha az olsa da sonlara doğru daha da artmış. Yani olaylar ilerledikçe betimlemelerin derinliği de artıyor. Böylelikle kitabın merak duygusu böylelikle daha da arttırdığını düşünüyorum. Karakterler ile bu sahneler de pekişerek bir film etkisi yaratmış. Kendini sorgulayan aynı zamanda bir o kadar da kendisiyle yüzleşmekten korkan karakterlere bayıldım. Sanki onlarla birlikte ben de kendimi sorguluyorum. Genç kızın gördüğü rüyaların bir
FenomenGürkan Uğur · Perseus Yayınları · 202342 okunma
9/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2023 240. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 24 Ağustos 2023 22:55
Yazar bir devletin nasıl yönetilmesi gerektiği hakkında bir yazı kaleme almış. Ütopik bir devleti yazmış. Açık ve anlaşılır bir dili var. Ama beni asıl etkileyen şey Atatürk'ün bu kitabı okuyup fikirlerini, devleti yönetme şeklini bu kitabı da örnek alması. Kitabı okurken iliklerime kadar Atatürk'ü hissettim. Her cümlesinde, her satırında, her kelimesinde Atatürk dedim. Onun neden bu kitabı gençlere önerdiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Onun fikirlerinin kaynağını öğrendim. Ata'm seni daha da sevdim. Senin fikirlerini daha çok benimsedim.
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Koridor Yayıncılık · 2007124,6bin okunma