Azerbaycan'da daha öncede bahsettiğim gibi, askeri değerde talimli askerleri yoktu. Çünkü Ruslar Türkleri askere almazlardı. Böylece de Türk ırkının askeri kabiliyetini körleştirmiş oluyorlardı.
Ama ne yapıp yapıp Azerbaycan'a geçmeli, oradaki kardeşlerimize ulaşmalıydık. Yoksa eskiden beri asker, iyi silahlanmış ve intikamcı olan ermeni birlikleri karşısında. çar zamanında askere alınmayan, silahız ve talimsiz Azerbaycanlı kardeşlerimizin de hayatları emniyette olmalıydı.
Rus ordusunun bütün silah ve malzemesine el koymuşlardı. Fazla olarak da cephe gerisinde kalmış olan Türk halkına karşı tam bir toptan öldürme hareketine girmişlerdi. Zaten bu savaş normal bir savaş değildi. Ermeniler için bir intikam harbiydi. ve harp kaideleri ortadan silinmişt.
Yazdığım mektup "Süleymaniye'de şeyh Mahmut Hazretlerine" diye başlıyordu. Şu kadarını söyleyeyim ki bu Şeyh Mahmut, vazifesini mükemmelen yapmış, oradaki asker ve memurlarımızı şefkatle himaye etmiş ve dağlık bölgeye İngilizleri harbin sonuna kadar sokmamıştı.
Düşman, bu taarruzda piyade, topçu ve süvari gibi hem de kıyaslanmayacak kadar üstün kuvvetlerle üstümüze çullanırken, bu sefer zırhlı araçlarını (tanklarını) da beraber ileri sürüyordu. Bunlar karşısında askerlerimizin katlanmak zorunda kaldıkları mihnetler ve zaiyat hakikaten çok hüzün vericiydi. Onlar bu vasıtalar, kamyonlar, otomobillerle mesela 150 kilometre mesafeyi bir günde işgal ederek Fran üzerinden Anna'yı işgal ederlerken, biz deve, eşek kollarının aylarca yoldan taşıyıp getirebildiği bir avuç cephanemizi bile isteyerek kullanmaktan mahrumduk çünkü her atılan merminin arkası yoktu. Yıldırım Ordusu'ndaki Almanlar ise gerçek vaziyeti hiçbir zaman anlamadılar. Nihayet kuzeyde ve Musul önlerinde tutunduk.