Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Arada, bütün bu işlerin dışında ve bütün bu işlerden bilgisiz kalan, günü gün etmekle her şeyin geçip gideceğini sanan , gafil, gözü kapalı bir devlet vardı. O da Osmanlı Türkiye'si idi. hele Abdülhamit Türkiyesi?
Ne olmuştu? Türkler askerlik vasıflarını, harbetmek kabiliyetlerini, bir devlet olarak yaşamak, devam etmek haysiyet ve itibarını mı kaybetmişlerdi. Elbette değil. Çünkü bu yüz kızartıcı yenilgiden nihayet bir buçuk yıl sonra ve yeğenim Enver'in (Enver Paşa) Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili olarak derleyip düzenleyeceği Türk orduları mesela Çanakkale'de dünyanın en büyük kara ve deniz kuvvetlerine karşı dünyanın en kanlı boğuşmalarını alın aklığı ile bitireceklerdi. Gene Birinci Dünya Harbinde bu ordular, hepsi de birbirinden genç kumandanların emrinde ve en az on cephede yıllarca süren harpler vereceklerdi. O halde çürüyen milletin yiğitlik ve varlığı, savaş kabiliyeti değildi. O halde Balkan yenilgisinin sebepleri neydi?
Daha doğrusu harp kaybedilmemiş, zaten harp kaybedilmeden Osmanlı orduları inanılmaz bir ruh düşkünlüğü içinde dağılmışlardı. Yalnız terk ettiğimiz Rumeli'de üç kale, yani İşkodra, Yanya, Edirne kaleleri kendi istihkamlarının duvarları içinde kaybedilmiş bir ülke için çevrelerini saran bir düşman çemberine karşı aylarca direndiler.