Sardalye Sokağı, Amerika'nın Montrey kasabasında yer alır ve adını bulunduğu yerdeki konserve fabrikalarından alır. Burada fabrilarla iç içe, yoksul veya toplumdan dışlanarak ötekileştirilen insanlar yaşar. Kitapta öyle uzun uzadıya dolambaçlı bir olay örgüsü yok ama okurken kendimi Miyazaki filmlerinden birindeymiş gibi hissettim. Sıradan insanlar,sıradan günlük yaşamlar, zorlu yaşam şartları. Ama bir şekilde insan olduklarını hatırlayıp ellerinden geldiğince durumu düzeltmeye çalışıyorlar, yapamıyorlarsa da kabulleniyorlar. Yani kitapta öyle Polyanna gibi gerçeklerden kaçınıp hep iyimser hâli takınma durumu yok. Hoşuma giden ve belki de ara ara unuttuğum şeyi hatırlatan da bu oldu. Karakterler acılarını da mutluluklarını da yaşıyorlar. Bu duyguları yok saymıyorlar. Yazar tüm bu sıradan şeyleri zahmetsice aktarıyor, okumaktan keyif aldığım bir kitap oldu. Şu alıntıyla bitirmek istiyorum:
"Şimdi bile
Yaşamın sıcak tadını aldığımı biliyorum
Büyük şölende altın ve yeşil kupalar kaldırarak
Kısacık ve unutulmuş bir an boyunca
Sevgilimden gözlerime akıp doldu
O bembeyaz ve ölümsüz ışık..."