ALİYA’NIN ENTELEKTÜEL KAYNAKLARI VE DÜŞÜNSEL HARİTASI
Aliya yalnız bir siyaset adamı değil, felsefeyle yoğrulmuş bir düşünürdür. Düşünce dünyasında hem Doğu’nun hem Batı’nın en büyük isimleriyle konuşur: Kant, Dostoyevski, Nietzsche, Kierkegaard, Berdyaev, Gazali, İkbal, Nursî... Bu geniş yelpaze, onun “Doğu-Batı köprüsü” olma misyonunu entelektüel düzeyde açıklar. Kant’tan ahlak yasası, Dostoyevski’den vicdanın trajedisi, Kierkegaard’dan imanın cesareti, Gazali’den kalbin bilgeliği, İkbal’den eylemci iman kavramlarını alır. Ama hiçbiriyle özdeşleşmez; hepsini İslam’ın ahlak merkezli bakışıyla yeniden yorumlar. Kant’ın “iyi niyet”ini imanla temellendirir, Dostoyevski’nin “suç ve cezasını” affın merhametine dönüştürür, Nietzsche’nin “Tanrı öldü” çığlığına karşı “Tanrı’yı kaybeden insan, kendini kaybeder” der. O, klasik İslam düşünürlerinin çoğunluğundan da ayrılır, fıkıh temelli değil, ahlak temelli düşünür. “İman, insanın özgürlük içinde Tanrı’ya yönelmesidir.” Zindandan Notlar’da şöyle yazar: “Karanlıkta ışık aramaktan korkmayın. Işık, yalnızca karanlığa sabredenlere görünür.” Bu, onun entelektüel sabrının ve ahlaki bilincinin özüdür. Berdyaev’in “yaratıcı insan” kavramını “ahlaklı insan” kavramına dönüştürür; Heidegger’in “varlık kaygısı”nı İslam’ın “emanet bilinci”yle aşar. Böylece hem modern felsefeyle diyalog kurar hem de ona teslim olmaz. Doğu’nun sezgisiyle Batı’nın aklını birleştirir, ama sentezle değil, vicdanla. Mustafa Yeneroğlu KARAR 19/10/2025
Alıntı
EŞİTLİK VE HAYSİYET
Adalet, Aliya İzzetbegoviç’in düşüncesinde yalnızca hakkın teslimi değil, her insanın onurunun korunmasıdır. Bu nedenle adaletin en somut yüzü eşitliktir. “Bir toplumda adalet varsa, herkesin haysiyeti korunur” adaletin eksildiği yerde ise eşitsizlik ve tahakküm doğar. Aliya’ya göre eşitlik, soyut bir hukuk ilkesi değil, insanın Allah karşısındaki yaratılış onurundan doğan bir hakikattir. Bosna savaşının ortasında bile bu inanca sadık kalan Aliya, etnik kimliklerin, mezheplerin ve cinsiyetlerin karşı karşıya getirildiği bir dönemde herkesin hakkını korumaktan vazgeçmedi. Aliya’nın eşitlik anlayışı, yalnızca bir siyaset önerisi değil, bir medeniyet ölçütüdür. Bir toplumun gerçek medeniliği, kadına, azınlığa, muhalife ve yoksula nasıl davrandığıyla anlaşılır. Bu yüzden, “İslam’ı devletin dini değil, insanın vicdanı olarak anlamak gerekir” der. Vicdan ona göre kimlikleri eşitleyen en yüksek mahkemedir. Eşitlik, modern bir slogan değil, İslam ahlakının özündeki adaletin toplumsal biçimidir. Kadınların, farklı inanç gruplarının ya da düşünce sahiplerinin eşit haklara sahip olması, seküler bir lütuf değil, dini bir sorumluluktur. “Herkesin hakkı, kendi kimliğinden önce gelir.” Gerçek medeniyet, yalnız güçle değil, haysiyeti koruma kudretiyle ölçülür.
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Modern flörtleşme Ayşeyi Fatmayı Ahmeti Mehmeti tanıyıp hayatına eklediğin ama hiçbirine gerçek duygu veya anlam yükleyemediğin bir insan koleksiyonculuğuna dönüştü en ufak bahanelerle arkana bakmadan vazgeçtiğin kısırdöngü yazık ki içi boş bir albüm doldurmaktan öteye gitmiyor
Bir Romanın Doğduğu Yer: Soysal Apartmanı’nda Bir Akşam Üstü "Adı Aylin" romanını okurken o meşhur Kızılay Soysal Apartmanı’ndaki daireyi gözünüzde nasıl canlandırmıştınız? İşte o satırların, o fırtınalı ve asil hayatların gerçek dünyadaki dekoru... Takvimler 1959 yılını gösteriyor. Türk edebiyatının usta kalemi Ayşe Kulin, ailesiyle birlikte Ankara Kızılay’ın simge yapılarından Soysal Apartmanı’ndaki evlerinde. Fotoğraftaki o dinginlik, entelektüel derinlik ve Cumhuriyet dönemi Ankara burjuvazisinin zarafeti adeta göz kamaştırıyor. Baba kitap okuyor, anne koltukta örgüsünü örüyor, genç Ayşe Kulin ise yerde, elinde kâğıt kalemle belki de gelecekte milyonları peşinden sürükleyecek o yazı yeteneğinin ilk tohumlarını ekiyor... Bu kare sadece bir aile albümü fotoğrafı değil; eski Ankara burjuva ve entelektüel yaşantısının, kent hafızası içindeki en şık yansımalarından biri. O dönemler Kızılay, bugünün karmaşasından uzak; şık apartmanları, geniş caddeleri, pastaneleri ve kültür-sanat kokan havasıyla cumhuriyet elitlerinin, yazarların ve bürokratların buluşma noktasıydı. Soysal Apartmanı da bu modern yaşamın tam merkezindeydi. Duvardaki tablodan abajura, döküm radyatör peteklerinden sehpa üzerindeki şekerliğe kadar her detay, bizi Ankara’nın o asil, huzurlu ve kibar yıllarına götürdü.
Hitit döneminde vahşi sığır avı motifli altın tabak. Hititlerle yakın bağlara sahip bir Suriye krallığı olan Ugarit’e ait bu altın tabakta, bir kralın savaş arabası ile avlandığı anlar tasvir ediliyor. MÖ 15. ya da 14. yüzyıl, Louvre Müzesi, Paris. C: Dagli Orti/Aurimages "Hitit" adı, modern bilginler tarafından bu dile Hatti Ülkesi'nin resmi dili olarak verildi ve evrensel olarak kabul edildi; ancak kesinlikle yanlıştır. Zira hatilli kelimesi - düzgün bir şekilde, 'Hititçe' - metinlerde tamamen farklı bir dildeki pasajları tanıtmak için kullanılır. Bu keşfedildiğinde, bilginler resmi dilin gerçek adını bulmak için metinleri araştırdılar. Artık dilin gerçek adının Nesa veya Kaneş'in dili olan "Nesite" veya "Nesian" olduğu konusunda genel bir fikir birliği var, ancak buna rağmen "Hitit" adı artık o kadar iyi yerleşmiş durumda ki muhtemelen asla terk edilmeyecek....
Tarih
Aşk Bir Strateji Oyunu Değildir
Modern dünya, aşkı bir satranç tahtasına çeviren kokuşmuş bir formül dayatıyor insana: Sev ama söyleme, önemse ama peşinden gitme. Oysa hesapsızca ve safça sevmekte hiçbir tuhaflık yok. Tuhaflık; ruhu felsefeden, şiirden ve netlikten beslenen insanlarda değil; aşkın o pürüzsüz doğasını egoların dijital laboratuvarında katleden bu çağın ta kendisindedir.
Duygu ve Düşünce