7/10
·168 syf.··
2026 174. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 19:33
Vahşi bir şekilde öldürülen asker Palomino Molero cinayetinin ardından gelişen olaylar ve bölge halkının cinayet üzerine türlü türlü dedikoduları üzerine görevlerini yapmaya çalışan iki memurun hikayesi. Bir solukta bitebilecek bir kitap ama ben biraz uzattım tabi aynı anda bir kaç kitap okuduğum için. Oldukça keyifli bir okuma oldu, yazarı yeni keşfettim sayılır, bu kitap ile birlikte okuduğum ikinci eseri,tavsiye ediyorum.
Palomino Molero'yu Kim ÖldürdüMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 1991201 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2026 4084. kitabı
Elime aldığımda klasik bir polisiye okuyacağımı düşünmüştüm ama beklediğimden çok daha fazlasını buldum. Hem akıcı hem de alt metni güçlü bir hikâyeydi. Sayfalar neredeyse kendiliğinden aktı diyebilirim. Palomino’nun öldürülmesiyle başlayan soruşturma, iki zıt karakterin –Lituma ve Yüzbaşı Silva’nın– diyalogları üzerinden ilerliyor. Aralarındaki atışmalar, mizahi anlar ve sorgulamalar kitabı canlı tutuyor. Özellikle Silva’nın karakteri bana çok gerçekçi geldi; hem ciddi hem de yer yer komik hâliyle hikâyeye ayrı bir tat katıyor. Ama kitap sadece bir cinayetin peşinden gitmiyor. Peru’daki sınıf ayrımını, güç ilişkilerini ve ordunun dokunulmaz görülen yapısını da sorguluyor. Olay çözülürken aslında toplumun karanlık yüzü de açığa çıkıyor. Bu yönüyle polisiye kurgunun ötesine geçiyor. Dili sade ve net. Gereksiz uzatmalar yok, tempo hiç düşmüyor. Merak duygusu son sayfaya kadar korunuyor. Ben okurken hem “katil kim?” sorusunun peşinden gittim hem de arka plandaki sosyal eleştiriyi düşündüm. Kısacası, hem sürükleyici hem düşündüren bir kitap. Polisiye sevenler için zaten keyifli olacaktır ama toplumsal yönü güçlü romanlardan hoşlananlar da mutlaka sevecektir. Benim için akıp giden ama etkisi kalan bir okuma oldu.
Palomino Molero'yu Kim ÖldürdüMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 1991201 okunma
Reklam
Puan vermedi·416 syf.··
2026 26. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 20:34
"Kendim değil de şu vızıldayıp duran sinek olabilseydim keşke... " (S.327) Sanırım okuduğum Llosa kitapları içinde en Llosa olmayan kitaplarından biriydi. Kitap aslında Don Rigoberto'nun Not Defteri, Üvey Anneye Övgü, And Dağlarında Terör ve Palomino Molero'yu Kim Öldürdü romanlarındaki karakterlerden oluşturulmuş. Zaten mesela Don Rigoberto bu kitaptaki en önemli karakterlerden biriydi. Kitabın kapağında Llosa yazmasa, kör bir okuma yapsam kitabı Llosa yazmış demezdim :)) Çok kötü değil ama Llosa'nın kendi klasmanının altında kalmış bir kitap bana göre. Biribirinden bağımsız 2 polisiye olay ilerliyor. Bir bölümde birini, diğerinde ötekine dair gelişmeleri okuyoruz. İki hikayenin birbirine bir yerde bağlanacağı şüphesiz ama bu bağlanmayı sevmedim mesela. Yani çok üstünkörü, genel geçer bir bağlantı kurulmuş gibi hissettim. Bazı daha derinden tanımak istediğim karakterler de yüzeysel geldi. Tabi kısmen heyecanlı bir kitap, bir şekilde okunuyor ama Llosa çok daha iyi eserler ortaya koyan bir isim. Yine de ilgilisine tavsiyemdir. Bayılmadım da nefret de etmedim. Sadece yazarın çıtasının altında. Keyifli okumalar dilerim.
Ketum KahramanMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 201997 okunma
6/10
·166 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2026 16:54
Bu kitabı bitirdiğimde uzun süre kapağını kapatıp öylece düşündüm. Gerçekten bazı kitaplar vardır, hikayesinden çok bıraktığı hisle kalır ya insanda. Benim için tam olarak öyle oldu. İlk başta bir cinayet romanı okuyacağımı sanmıştım ama aslında mesele Moloronun kim tarafından öldürüldüğü değilmiş mesele, insanın içindeki karanlık, sistem, güç ve vicdanmış. Kitabın akışı bence çok sürükleyici. Daha ilk sayfalardan bir gizem duygusu oluşturuyor. Olay örgüsü klasik bir katil kim? merakıyla ilerliyor gibi görünse de sayfalar ilerledikçe iş psikolojik ve sosyolojik bir boyuta taşınıyor. Karakterler tek boyutlu değil; herkesin bir arka planı, bir yarası, bir motivasyonu var. Bu da hikâyeyi daha gerçek ve çarpıcı yapıyor. Okurken sık sık Gerçek hayatta da böyle değil mi zaten diye düşündüm. Ben en çok kitabın sorgulatan tarafını sevdim. Adalet nedir? Suç gerçekten bireysel midir yoksa sistem mi insanı suça iter? Güç kimdeyse haklı olan o mu olur? Yazar bu soruları direkt cevaplamıyor ama karakterler üzerinden okuyucuya düşündürtüyor. Ve bence en etkileyici yanı da bu okuru pasif bırakmıyor. Sürekli zihinsel bir tartışma halindesin. Moloro karakteri sembolik gibi geldi bana. Sanki tek bir kişiyi değil, bastırılmış vicdanı, susturulan hakikati temsil ediyor. Moloro’yu kim öldürdü? sorusu bir noktadan sonra Vicdanı kim öldürdü? sorusuna dönüşüyor. Bu alt metni fark ettiğim an kitap benim için daha da derinleşti. Dili yer yer sert ama akıcı. Özellikle bazı diyaloglar o kadar net ve vurucu ki altını çizmeden geçemedim. Bence kitabın en güçlü tarafı atmosferi. Soğuk, karanlık ve biraz da rahatsız edici bir havası var. Ama bu rahatsızlık bilinçli; zaten okuru konfor alanından çıkarmayı hedefliyor gibi. Genel olarak ben kitabı sadece bir polisiye olarak görmüyorum. Daha çok insan
1000Kitap
Palomino Molero’yu Kim ÖldürdüMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 2025201 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 6. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2026 00:47
İnsanlara parıltılı bir dünya gibi görünen yerin aslında patıltılı bir yer olmadığını, insanların yaşadıklarını,cinayetleri,herkesin üstün olmak için hiç kimseyi düşünmediği bir dünyayı anlatıyor yazar.
1000Kitap
Kazanan YalnızdırPaulo Coelho · Can Yayınları · 20091,895 okunma
Puan vermedi·520 syf.··
2026 1. kitabı
Açık konuşayım, kitabı bitirdiğimde bir süre öylece durup "Ben az önce ne okudum?" dedim. Eğer ilk 50-100 sayfada hiçbir şey anlamayıp "Nereye gidiyoruz biz?" dediyseniz korkmayın, yalnız değilsiniz. Okuması gerçekten sabır istiyor ama bittiğinde "iyi ki okumuşum" dedirten çok başka bir dünyaydı bu. ​Kitapta aslında birbirine hiç benzemeyen üç farklı hikaye iç içe geçmiş ve bir şekilde birbirine bağlanıyor. Bir yanda 1930’ların Moskova’sında ortalığı birbirine katan bir Şeytan ve o meşhur, tramvaya binmeye çalışan arsız kedisi Behemoth var. Kitabın en eğlenceli ama bir o kadar da kafa yakan kısmı burasıydı bence. Diğer yanda ise Kudüs'te geçen, İsa’nın idam kararını veren Vali Pilatus’un o bitmek bilmeyen vicdan azabını okuyoruz. En sonunda da tüm bu karmaşanın ortasında, sevdiği adam için cadı olup süpürgeyle uçmayı bile göze alan Margarita ile Usta’nın aşkına geliyoruz. ​Başlarda olaylar çok kopuk gelse de okudukça yazarın aslında insanların gerçek yüzünü, hırslarını ve en önemlisi korkaklığı nasıl anlattığını anlıyorsunuz. Kitapta asıl meselenin kötülükten çok korkaklık olması beni çok etkiledi. Vali Pilatus aslında kötü biri olduğu için değil, doğru olanı yapacak cesareti bulamadığı için o bitmek bilmeyen azabı çekiyor. O meşhur "El yazmaları yanmaz" sözü ise insanın inandığı doğruların ve düşüncelerinin hiçbir baskıyla yok edilemeyeceğini o kadar güzel anlatıyor ki... ​Eğer her şeyi mantığa oturtmaya çalışan, "her şey hemen netleşsin" diyen biriyseniz başta çok zorlanabilirsiniz. Hikaye bildiğimiz anlamda bir sonla bitmiyor, karakterlerin o günlük dertlerden kurtulup bir şekilde huzura ulaştığı bir yerde veda ediyoruz onlara. Kendinizi o karışıklığın, konuşan kedilerin ve gökyüzünde uçan kadınların akışına bırakırsanız bu kitabın tadı gerçekten başka.
Usta ve MargaritaMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,1bin okunma
Reklam
Reklam