“Yemeğini yer yemez dönüyor, gece yarısına dek yazıyordu. Güçtü, ama yılmıyordu. Bir cümle üstünde saatlerce durmak vardı. Kelimelerin yetersizliğini öğreniyordu. Uyuyamadan yattığı yatağında kafası durmadan yazdıklarıyla uğraşırdı. Çoğu geceler, o gün üstünde en uzun durduğu cümle gelip onu bulurdu.”
“Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?”