Deidameia, kadınları benim için dans ettiğinde ne olacağını düşünmüştü acaba? Gerçekten de Akhilleus'u tanımayacağımı mi zannetmişti? Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.
Zaman geçti. Odanın öbür ucundaki heykel kusursuzluğundaki yüzü ay ışığında ancak seçebiliyordum. Akhilleus'un dudakları aralıktı, bir kolu kaygısızca başının üstüne atılmıştı. Uykuda farklı görünüyordu, ay ışığı kadar güzel ama onun kadar soğuktu. Uyanmasını diledim, böylece ben de yaşamın ona dönüşünü seyredebilirdim.