Yine bir Louis kraldır, fakat hükümdar değil, olana bitene kayıtsız bir kılıbıktır; bu Louis de başpiskoposları, bakanları, komutanları, mimarları, müzisyenleri sarayına toplar; ama nasıl ki kendisi bir 14. Louis değilse ötekiler de artık birer Bossuet değildir, birer Turenne, Richelieu, Mansart, Colbert, Racine, Corneille değildirler; post düşkünü, dalkavuk, entrikacı, biçimlendirmek yerine yalnızca sefa sürmek isteyenler, bir kere yaratılmış olana iradesiyle ve zihniyle kan vermek yerine asalak gibi onun kanını sömürenlerdir yalnızca. (...) Artık asıl önemli olan, kişinin işi değil, hileleri, hizmeti değil, kayrılmasıdır; (...) eylem yerine laf, öz yerine görüntü geçerlidir.
Fakat yaratıcı güç her zaman yalnızca gereğini yerine getiren insana ulanmış olarak kalır; yalnızca tacın çemberidir miras alınan, o tacın içerdiği iktidar ve yücelik değil.
Fakat bütün gururlarını basit şeyleri zora koşmak ve en önemlisi, her önemli işi maharetle geciktirmek uğruna ortaya koymasalardı, diplomatlar diplomat olmazdı.
Çünkü vasat bir insanın talihinin ya da talihsizliğinin bir parçası da, kendi kendisiyle boy ölçüşme gibi bir zorunluluğu kendiliğinden hissetmemesi, kendini sorgulamaya merak duymamasıdır; bu soruyu ona soruncaya kadar: Böyle biri, elindeki olanakları kullanmadan uyumaya bırakır, aslında var olan yeteneklerini köreltir; sahip olduğu güçler, kullanılmayan kaslar gibi zayıflar; gerçek bir savunma zorunluluğu karşısında gerilinceye kadar.