bu review spoiler içerir!!!!!!!
herkes ne yapıyorsa acilen bırakıp okusun. kitabı bitirdim sonra dedemle konuşuyorduk ve bana kitabın adını sordu, söyledim. biri iyi biri kötü iki karakteri mi anlatıyor, dedi. hayır, dedim. hatta bu tanımdan o kadar uzak ki. narziss ve goldmund birbirinden uç derecede farklı ama bir o kadar birbirlerine bağlı ve ihtiyaç duyan iki karakter. başlarda narziss'in goldmund'u kendinden uzaklaştırmaya çalıştığını ve manipülasyonda çığır açtığını düşündüm (ki fikrim bu konuda değişmedi) ama narziss, goldmund ve kendi doğasının farklı olduğu hakkında haklıydı. goldmund'u kafasında görüntülediği şekilde yönlendirmesi doğru muydu, değil miydi tartışılır. kitap bize sadece goldmund'un yolculuğunun çetinliğini gösteriyor, en son narziss'e geri döndüğünde çok kısa bir süreliğine narziss'in pişmanlığını ve aldığı dersi görüyoruz. halbuki goldmund bu dersleri dibine kadar acı çekerek alıyor. narziss'in bencil oluşu başkalarının hayatlarına etkileriyle belli oluyor. onunki kendi içinde bir bencillik değil (zaman zaman bilgeliği konusunda kendini en öne koysa da) onunki goldmund'un ve çevresindeki insanların hayatlarını yüzlerinden okuyabildiğine inandığından hayatlarına yön verecek yolu önlerine seren ve onlara bu yolu kafalarında tartacak düşünüşü ellerinden alan bir bencillik. kitabın sonunda da bunun cefasını çekiyor diyelim. narziss'ten nefret ediyor değilim ya da goldmund'un destekçisi de değilim hatta ben de goldmund gibi "sanat insanı" olmama rağmen ona daha uzak hissettim. eninde sonunda bu iki karakterden hangisine yakın hissettiğim önemli değildi çünkü kitap beni onlara katıldığım ve katılmadığım yerlerle aydınlattı. bir sürü düşüncenin iletildiğini görmek onlar hakkında düşünme imkânı sundu bana. okumak benim için büyük bir zevk oldu.
ironinin dibine vurması ve farkındalığa sahip olmayan insanların yüzlerine ağır bit tokat olması gündüz vassaf'ın anlatımını inanılmaz kılıyor. kitaptakiler o kadar absürt geliyor ki bir şeylerin yanlış gittiğini kavramak kimse için zor olmasa gerek.
bu kitabı iki ay (?) önce okuduğumda içimden AŞIRI derecede inceleme yazmak gelmişti ama daha sonra değişik dönemlerden geçtim ve isteğim silikleşti değil de duygularım önceki kadar canlı değildi haliyle. ama kitabın bölüm sonlarında boş kalan kısımlarına aldığım bir nota göre: "hani tanıdık olma hissi vardır ya, bu kitap o işte. her şey genelleyince daha bir şairane oluyor fakat bu kitaptan daha 'özel' olan bir şey olmamasına rağmen şiirsellik onu bırakamıyor." aynı zamanda bir sayfanın ortasına sadece "gitgide alışma" yazmışım ama şu an ne demek istediğimi çıkaramıyorum.
Görünmez KentlerItalo Calvino · Yapı Kredi Yayınları · 20263,229 okunma
bu ciltte favorim kesinlikle "bin kedinin bir rüyası"ydı ve sonda gaiman'ın sandman'i (sadece bir hikayesi de olsa) yazma stili ve sürecini görmek inanılmazdı but after all the second one's my favorite so far
çok fazla şeyi aynı anda hissettim. ve neil, kitabı duygulanıp ağlayalım diye yazdığını söylemiş. istediğin oldu. mutlu musun. umut'a olanlardan sonra ben değilim şahsen. rüya'nın parental issuelarına da relatelemek istemiyodum but here we are ig. i have serious beef with you gaiman. yet i keep coming back to your books to comfort me.