Gökyüzünden Yeryüzüne: Kelimelerin Renk Spektrumu
Bazı kelimeler doğuştan bir renge boyanmıştır.
"Hüzün" dendiğinde akla gelen ilk şey, yağmurlu bir sonbahar ikindisinin kurşuni grisidir.
"Umut", ilkbaharda patlayan bir tomurcuğun çiğ yeşilidir; gözü almaz ama içinizi ısıtır.
"Yalnızlık" ise gece mavisidir; derin, uçsuz bucaksız ve insanı içine çeken bir lacivert.
Ancak bir kelime vardır ki, o tek başına bütün bir renk kartelasını bünyesinde barındırır: "Aşk".
"Aşk" kelimesi, tek bir heceye sığdırılmış koca bir ömür gibidir ve bu ömür boyunca sürekli kabuk, dolayısıyla renk değiştirir.
İlk Adım: Toz Pembe
Hikâyenin başında, henüz her şey bir ihtimalken ve kalbin ritmi ilk kez bozulduğunda, aşk toz pembedir. Bu renk, acemiliğin, naifliğin ve dünyaya çekilen o tatlı tülün rengidir. Kelime bu evrede telaffuz edildiğinde ağızdan bir bulut gibi hafifçe çıkar. Henüz can yakmamıştır, yerçekimine meydan okur gibidir.
Zirve Noktası: Kor Kırmızı
Zaman geçip de o ihtimal bir gerçeğe, tutkuya dönüştüğünde pembe yerini kor bir kırmızıya bırakır. Artık kelime sıcak akmaya başlamıştır. Kırmızı, sadakatin, arzunun ama aynı zamanda tehlikenin rengidir. Cümleler ağırlaşır; "Seni seviyorum" derken kelimenin rengi odadaki bütün ışıkları bastıracak kadar parlak bir kızıla bürünür. Bu evrede aşk, hem yaşatan hem de yakan bir ateştir.
Kırılma Anı: Mor ve Mürdüm
Fakat her ateş arkasında bir iz bırakır. Güven sarsıldığında, beklentiler boşa çıktığında ya da o büyük büyü bozulup kalp kırıldığında, kırmızı hızla solar ve mora çalmaya başlar. Mor, kelimelerin morarmış yanıdır; alınan darbelerin, sessiz çığlıkların ve içe akıtılan gözyaşlarının rengidir. Kelime artık dudaktan dökülürken pembedeki o hafifliği ya da kırmızıdaki o sıcaklığı taşımaz; mürdüm rengi bir ağırlıkla çöker