Ben ölüyorum
Ben seni mora çalan Karlar yağarken seveceğim. Sen de beni Sarıya çalan karanlıkta sevmmiştin. Bilirsin ;siyah yutar her rengi Beyazı bile. Ölüm de ölebiliyormuş aslında, Bir gönülde hiç kimse olmak, En acısıymış. Ve ondan acısı Sen bende hiç kimsesin. Biliyor musun? Artık renkleri Sevmiyorum eskisi gibi Siyahı bile. Zorunda kalmasam Grileştirirdim akları,pembeleri Ateş kırmızıymış; Ne büyük yalan . Mavi de olabilir ateş Turuncu da . Ah evet hatırladım Renklerle işim kalmadı. Bir gri var . Ve ben ölüyorum Yavaş yavaş. Ödün vermeden
Her şeyin daha güzel olacağına dair içimde sönmez bir ışık yandı
64. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Dünkü yorgunluk, gölge gibi bedenime yapışmış, bırakmaya niyetli görünmüyordu. Şifayı mı kapmıştım yoksa stresten kasılan eklemlerimin bir oyunu muydu bu, kestiremiyordum; ama tüm kemiklerim, üzerimden ağır bir yük konvoyu geçmişçesine sızlıyordu. Eğer bu ağrının rengi olsaydı, şu an tenimin büyük bir bölümü, darbe almışçasına mora boyanırdı. Beni eve bırakırken, Serkan’a halimden bahsetmemiştim. Söylesem belki masaj yapmasını istesem çok güzel olurdu. Fakat aramızdaki görünmez ama gergin telin farkındaydım. Uzun süreli bir temasın, ikimizin de dengesini bozacağı aşikârdı. Tenimde hâlâ yakıcı busenin izi, ruhumda ise bıraktığı tuhaf sarsıntı varken, ateşe körükle gitmenin alemi yoktu. "O da benim gibi düşünüyor mudur?" diye fısıldadı zihnimin karanlık bir köşesi. Hemen ardından gelen acımasız ses susturdu beni: "Yapma İnci. Senin için bir milat olabilir ama onun için sıradan bir öpücüktü sadece." Bu düşüncenin verdiği hırsla, elimdeki bıçağın domatesin üzerinde sertleştiğini fark etmedim. Zavallı domatesin suyunu çıkarana dek doğradığımı gördüğümde iş işten geçmişti. Ne kadar ileri gitmiş olabilirdi ki? Tekin olmayan, dibi görünmez sularda kulaç atıyordum ve boğulmadan kıyıya çıkmam gerekiyordu. "Benden önceki hayatı beni ilgilendirmez," Yalancı... "Sonuçta yakışıklı, zeki ve her hareketiyle dikkatleri üzerine çeken birisi." Ve erkekti... Ve gençti... Ve güçlüydü... Ve ihtiyaçları olabilirdi... "Sus İnci, sadece sus!"
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Arayış - 1
Bazı insanlar, sevgiyi bir kişide bulur. Bazıları bir fikirde... Bazıları bir hayâlde... Ama yolun sonunda bütün gerçek sevgiler, aynı kaynağa akar; tıpkı bütün nehirlerin denize kavuşması gibi... Rüzgâr hafifçe esti. Ve kalbi sessizce şunu söyledi: "Aradığın şey artık uzakta değil, çünkü sen yürüdükçe yol sana dönüştü. Ve şimdi nereye baksan, O'nun izlerini görmeye başlıyorsun." Adam bu sözü duyduğunda durdu. Çünkü yıllarca izleri takip etmişti. Şimdi ise ilk kez, izlerin sahibini düşünüyordu. Bir ağaca baktığında sadece ağacı görmüyordu artık; kökleri toprağın derinliklerinde görünmeden çalışan o sessiz düzeni de hissediyordu. Gökyüzüne baktığında sadece maviliği görmüyordu, o sonsuz boşlukta kusursuzca dönen düzeni de... Bir insana baktığında sadece yüzünü görmüyordu, kalbinin taşıdığı görünmez hikâyeyi de... Dünya değişmemişti, ama dünyanın üzerindeki perde biraz aralanmıştı. Bir akşam gün batımına yakın, yüksek bir tepeye çıktı. Ufuk çizgisi alabildiğine uzanıyordu. Güneş yavaş yavaş inerken her şey altın rengine bürünmüştü.
İnsan ve Duygular
“geçiyorum bir yakıcı maviden derinleştirilmiş mora” İsmet Özel
Gökyüzünden Yeryüzüne: Kelimelerin Renk Spektrumu ​Bazı kelimeler doğuştan bir renge boyanmıştır. ​"Hüzün" dendiğinde akla gelen ilk şey, yağmurlu bir sonbahar ikindisinin kurşuni grisidir. ​"Umut", ilkbaharda patlayan bir tomurcuğun çiğ yeşilidir; gözü almaz ama içinizi ısıtır. ​"Yalnızlık" ise gece mavisidir; derin, uçsuz bucaksız ve insanı içine çeken bir lacivert. ​Ancak bir kelime vardır ki, o tek başına bütün bir renk kartelasını bünyesinde barındırır: "Aşk". ​"Aşk" kelimesi, tek bir heceye sığdırılmış koca bir ömür gibidir ve bu ömür boyunca sürekli kabuk, dolayısıyla renk değiştirir. ​İlk Adım: Toz Pembe Hikâyenin başında, henüz her şey bir ihtimalken ve kalbin ritmi ilk kez bozulduğunda, aşk toz pembedir. Bu renk, acemiliğin, naifliğin ve dünyaya çekilen o tatlı tülün rengidir. Kelime bu evrede telaffuz edildiğinde ağızdan bir bulut gibi hafifçe çıkar. Henüz can yakmamıştır, yerçekimine meydan okur gibidir. ​Zirve Noktası: Kor Kırmızı Zaman geçip de o ihtimal bir gerçeğe, tutkuya dönüştüğünde pembe yerini kor bir kırmızıya bırakır. Artık kelime sıcak akmaya başlamıştır. Kırmızı, sadakatin, arzunun ama aynı zamanda tehlikenin rengidir. Cümleler ağırlaşır; "Seni seviyorum" derken kelimenin rengi odadaki bütün ışıkları bastıracak kadar parlak bir kızıla bürünür. Bu evrede aşk, hem yaşatan hem de yakan bir ateştir. ​Kırılma Anı: Mor ve Mürdüm Fakat her ateş arkasında bir iz bırakır. Güven sarsıldığında, beklentiler boşa çıktığında ya da o büyük büyü bozulup kalp kırıldığında, kırmızı hızla solar ve mora çalmaya başlar. Mor, kelimelerin morarmış yanıdır; alınan darbelerin, sessiz çığlıkların ve içe akıtılan gözyaşlarının rengidir. Kelime artık dudaktan dökülürken pembedeki o hafifliği ya da kırmızıdaki o sıcaklığı taşımaz; mürdüm rengi bir ağırlıkla çöker
Sessiz AKŞAM
Yorgun bir rüya gibi iniyor akşam, Göl kenarlarında solgun bir serap. Gökyüzü mora dönmüş, suskun, mahzun, Ve içimde büyüyen o eski hicap. Rüzgar, eski bir aşkı fısıldıyor, Dalga dalga çöken hazan gibi serin. Bir zamanlar adını andığım yerde Yalnızlıkla yan yana şimdi derin. Bir resim gibi kaldın gözlerimde, Ne siliniyor ne de soluyorsun. Her mısrada, her hecede sen varsın, Ben seni artık şiirle buluyorum. Ahmet Muhip Dıranas