Puan vermedi·218 syf.·
2026 26. kitabı
Friedrich Hölderlin’in 1797-1799 yılları arasında kaleme aldığı bu mektup romanı okurken aklınızda tutmanız gereken tek bir bilgi var: Yazar, otuz yaşında aklını yitirdi ve geri kalan otuz altı yılını Tübingen’de bir kulede, başkalarının verdiği isimleri reddederek, “Scardanelli” diye imzaladığı şiirler yazarak geçirdi. Hyperion, bu çöküşten önce yazılmış son sağlam eserdir. Yani bir bakıma, bir adamın aklının raydan çıkmadan önceki son nefesidir; ve bu nefes, Alman edebiyatının en lirik metinlerinden birini üretmiştir. Hikâye basittir; ama hikâye zaten asıl mesele değildir. Genç bir Yunan olan Hyperion, dostu Bellarmin’e mektuplar yazar; bu mektuplarda Osmanlı’ya karşı verilen 1770 Mora İsyanı’na katılışını, sevdiği kadın Diotima’yı, savaşın hayal kırıklığını, Diotima’nın ölümünü ve ardından dönüştüğü mahzun bilgeliği anlatır. Roman boyunca üç çatışma iç içe geçer: Antik Yunan’ın yüceliği ile modern çürümüşlük arasında, aşk ile yalnızlık arasında, doğanın bütünlüğü ile insanın parçalanmışlığı arasında. Hölderlin’in iddiası şudur: Modern insan kendinden, doğadan ve bütünden koparılmıştır. Çağdaş Avrupa’da gördüğü tek şey; hesap kitap, makine ve ruhsuz disiplindir. Antik Yunan’a duyduğu özlem ise nostalji değil, eleştiridir; geçmişi yüceltirken aslında bugünü teşhir eder. Romandaki Almanları anlattığı meşhur bölüm — “Almanlar arasında zanaatkâr görürsün, ama insan göremezsin.” — bu coğrafyada yaşayan herkesin tanıdığı bir tabloyu çağırır: Meslek var, kariyer var, unvan var; insan eksiktir. Hölderlin’in sanayi devriminin daha bebeklik döneminde gördüğünü, biz iki yüz yıl sonra hâlâ tartışıyoruz. Diotima karakteri ise romanın hem en büyülü hem de en kırılgan tarafıdır. Hölderlin’in gerçek hayattaki aşkı Susette Gontard’ın romandaki suretidir; bu yüzden Diotima, bir
Hyperion ya da Yunanistan'da Bir YalnızFriedrich Hölderlin · Adam Yayınları · 1987430 okunma
Puan vermedi·304 syf.·
2026 98. kitabı
#OkuduğumKitapBeniBitirdi Utanç odası Masumiyet/--Utanç Odası İtiraf / Chrysiida Dimoulidou ️Dikkat ️ Bu kitabı psikolojik altyapısı sağlam ve ruhsal durumu güçlü olmayanlar okumasın... Bu kitabı yazmak ne kadar cesaret isterse, okumakta o kadar cesaret ister....... Kitapları bir milyondan fazla satan yazar Chrysiida Dimoulidou gerçekten cesaret gerektiren bir iş yapmış. Utanç Odası, Yunanistan'ın Mora Yarımadası'nda, Messinya'daki küçük bir köyde; din kisvesine bürünmüş zalim bir babanın ve zayıf, çaresiz, Zır cahil bir annenin gölgesinde yaşam mücadelesi veren üç kız kardeşin hikâyesini anlatıyor. İki kitaptan oluşan bu serinin ilk kitabında olaylar tam anlamıyla sonuca ulaşmayan açık uçlu sorular gibiydi. Kitabın sonuna geldiğimde, sanki pimi çekilmiş bir el bombası kucağıma bırakılmış gibi hissettim. İkinci kitap ise çok daha sarsıcı ve çarpıcı bir itirafların olduğu her soru cevabını buluyor. Okuduktan sonra dehşete kapılmamak gerçekten mümkün değil. İnsan olmanın anlamını sorgulatan, aklın sınırlarını zorlayan ve tarif edilmesi güç bir iğrençliği gözler önüne seriyor. Dünyada ve ülkemizde var olmasına rağmen çoğu zaman konuşulmayan ensest gerçeği, büyük bir cesaretle, tüm çirkinliği ve rahatsız edici yönleriyle anlatılıyor. İtirafların birbiri ardına geldiği her bölüm, yüreğimi paramparça ederken inandığım tüm değerleri yok etti. Tüm insani değerlerin ayaklar altına alındığı bu hikâyeyi, kayalıklara doğru sürüklenen bir geminin ne zaman fırtınaya yakalanıp alabora olacağını bekler gibi, büyük bir tedirginlik ve endişeyle okudum. Özellikle mahkeme bölümlerini okurken göz yaşlarım isyan etti. Uzun süre etkisinden çıkamayacağım kitaplardan biri oldu. Bir aileye yaşatılan utanç, baskı, şiddet, tecavüz, taciz, tehdit, acı, suç, katil, psikolojik istismar ve
Utanç Odası 2Chrysiida Dimoulidou · Pena Yayınları · 201682 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 13:39
Soygun ... Bir İskender Pala eseri ... Kitap bize karakterleri tanıtarak başlıyor. Aslan , Porsuk , Ceylan , Bukalemun , Tuti... Ancak hiçbirisi kendi gerçek ismini kullanmıyor ve bu isimleri içselleştirmeleri bekleniyor. Hepsi aslında soygunun bir parçası. Peki soygun ne için ? Buradaki soygun kaşıkçı elmasın çalınması elbette ancak hırsızlığın sadece maddi şeylerden değil vicdandan,aşktan,ihtiraslardan da olabileceği muntazam bir şekilde kurgulanmış. Soygun ,Vaka-i Hayriye yani Yeniçeri Ocağının kaldırılmasının ardından devam eden süreçte ilerliyor. Burada karşımıza dönemsel olaylar da sunulmakta ancak derine inilmeden ve bir tarih kitabından ziyade edebi tatla okura sunulmakta. Eserde Mora İsyanı,Yunan Ayaklanması , Navarin Faciası işlenen konulardan. Ve yine o dönemde Türklerindir mezarlardan çıkarılan kemiklerin yakılması tüyler ürperticiydi. Toparlayacak olursam tarih , polisiye ve aşkın harmanlanmış haliyle oluşturulan tarihi bir kurdudur. Herkese keyifli okumalar.
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,382 okunma
Tarihin Gölgesinde Bir Soygun
Puan vermedi·224 syf.··
2026 49. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 22:54
19. yüzyıl Osmanlısına gidiyorsunuz. Vaka-i Hayriye’nin (Hayırlı Olay) ardından, Yeniçeri Ocağı’nın kanlı bir şekilde ortadan kaldırıldığı günlerin hemen sonrasındayız. İmparatorluk, eski ihtişamından uzaklaşmış; siyasi, askerî ve toplumsal sorunlarla mücadele etmektedir. Tam da böyle bir dönemde büyük bir soygun planlanır. Bu iş için ise zindana düşmüş, ardından tövbe ederek bambaşka bir hayat sürmeye başlamış olan Müderris Zindan Şeyhi Ubeydullah Ağa uygun görülür. Böylece kendinizi entrikaların, sırların, hırsların ve ihanetlerin iç içe geçtiği sürükleyici bir hikâyenin içinde bulursunuz. Yapılan planlar, ortaya çıkan engeller ve beklenmedik ihanetler derken akıllarda tek bir soru belirir: Bu soygun nasıl sonuçlanacaktır? Sarayın en korunaklı ve güvenli bölgesinden çıkmak için nasıl bir plan yapılmıştır? Daha da önemlisi, bu plan başarıya ulaşabilecek midir? İskender Pala, soygun hikâyesini anlatırken roman kahramanlarının kişisel yolculuklarını da ustalıkla işler. Karakterlerin hüzünleri, mutlulukları, aşkları ve hayal kırıklıkları anlatılırken, bir yandan da Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu karmaşa gözler önüne serilir. Devletin yaşadığı bu buhran, toplumun her kesimine sirayet etmiş durumdadır. Romanda beni en çok etkileyen bölümlerden biri, Mora Yarımadası’nda yaşanan Rum ayaklanmaları ve bu süreçte Müslüman Türklerin maruz kaldığı acılardı. İçlerindeki öfke ve nefret o dönemde aynı, bu dönemde de aynı bence, kesinlikle müslümanlara karşı duruşları hiçbir zaman değişmedi ve değişmiyor. Çünkü her daim tehlike olarak görüyorlar. O yüzden müminler dost olmalı ve birbirini sevmeli, geçici dünyalık hırslara kapılıp ayrışmamalı. Bu birlik ve beraberliği sağladığımız zaman, kimse aramıza nifak tohumlarını sokup zayıf düşüremez. İskender Pala’nın etkileyici
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,382 okunma
Unuttuğumuz Mora Türkleri (Ali Fuat Örenç)
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Mora Türkleri çok merak ettiğim bir konuydu. Sonunda okudum. Yıl 1830’lara gelindiğinde, Osmanlı’nın Mora Müslümanları olarak tanımladığı zümre, yüzyıllardır Mora’da yaşayan Türkler, Rum isyanı bitiminde tamamen tarih sahnesinden silinmiş durumdaydı. Yazar Ali Fuat Örenç’in bu kitabını beğendim; olayları dipnotlarıyla birlikte sürükleyici ve anlaşılır bir biçimde anlatmıştır. Tarihi sevenler ve merak edenler için tavsiyemdir.
Tarih
Unuttuğumuz Mora TürkleriAli Fuat Örenç · Babıali Kültür Yayınları · 200939 okunma
10/10
·302 syf.··
2026 96. kitabı
Yazar Krıtovulos fetih döneminde yaşamış bir Bizanslıdır. kuşatmanın başladığı zaman İstanbul da değildi fakat kuşatmanın ilerleyen safhalarına yakından tanık olmuştur. İstanbul'un fethinin öncesi sonrası sebep ve sonuçları ayrıca Balkanlar, Adalar, Mora, Sinop ve Trabzon'un kuşatılmaları ve fetihleri hakkında o dönemde ki siyasi faliyetleri de okuyacaksınız. Kitabın son bölümünde dip notlara yer verilmiştir. Kutlu fetihle ilgili okunması gereken bir kitap.
Fetih 1453Kritovulos · Panama Yayıncılık · 2012339 okunma