Kasaplar, fırıncılar, duvar ustaları, fahişeler. Böyle insanlar her zaman kalacak yer ve iş bulurdu. Beceriler taşınabilirdi, ama toprak taşınamazdı. Yavaş yavaş ölmekte olan kurak toprağa zincirlenmiş gibi geride kalan köylüler, önlerinden geçip giden büyük alayı seyrettiler.
Batı’ya yelken açarak Hindistan’ı bulamadılar ama... daha batıdaki batıyı buldular. Batının batısında altın da buldular, bunun üzerine hemen daha fazlasını aramaya koyuldular, altın şehirlerin, altın nehirlerin peşine düştüler, kendilerinden bile daha inanılmaz, daha çarpıcı varlıklarla, vücutlarını tüylerle, postlarla ve kemiklerle süsleyen tuhaf, anlaşılmaz insanlarla karşılaşıp onlara Hintliler dediler.