Mina Urgan' in kaleminden Virgina Woolf ile ilgili incelemede öncelikle biyografik bilgilerle başlıyor. Hayatında iz bırakan annesini kaybedisi, babasının dönemine uygun sert kişiliğinin yanında ayni zamanda entelektüel donanımı ve kardeşleri özellikle genç yasta kaybettiği erkek kardeşinin etkilerinin yansımalarını daha sonra eserlerinde görüyoruz.
Elbette Virginia Woolf ismi geçince öncelikli merak konumuz, en azından benim için, feminist duruşu oluyor. Ancak bu feminist duruşun üzerinde kitapta yeterince bilgi verilmemiş. Virginia'nın feminist duruşunun ise daha çok yazarlık bağlamında dile getirildiğini görüyoruz ne yazık ki. Bunun yanında snop duruşu, sosyal konulara çok ilgi duymayisi ve hatta eşinin de yahudi olmasına rağmen eserlerinde yansımaları görülen bakış açısı ne yazık ki oldukça şaşırtıcı oldu benim açımdan. Mina Urgan 'ın belirttiği gibi böyle büyük bir yazarın bu düşüncelerini açıklamanın bir yolu yok .
Bunun yanında özellikle Virginia 'nın hastalığının, delilik nöbetleri, hayatını nasıl çekilmez hale getirdiği ve onu intihara sürükleyişini güncelerinden alıntılanan kısa paragraflardan anlıyoruz.
Son olarak eserlerinin incelenmesi çok kıymetli olmuş benim açımdan. Mina Urgan' ın incelemesinden sonra eserlerini farklı bir gözle okuyacağım kesin. Daha önce yarım bıraktığım Orlando'ya bir şans daha vermem gerektiğine ve elbette Kendine Ait Bir Oda yı ise tekrar okuyabileceğime karar verdim.
Özetle Virginia okumadan önce Mina Urgan kaleminden yazarı okumak daha verimli olacaktır
Virginia WoolfMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 2018414 okunma
Bir savaş içinde yaşamanın felaketi, artık yazamamak kaygısı, her an delirmek korkusuyla birleşince, denizi büyük bir tutkuyla seven, ama denize girmediği için yüzmesini bilmeyen Virginia Woolf, ceplerini taşlarla doldurup, kendini Ouse ırmağına attı. Yürürken kullandığı bastonu, ırmağın kıyısında bulundu. Elli dokuz yaşındaydı o sırada.
Esaretin bir kuralını daha öğrenmişti. Koşullar ne olursa olsun, hic bir zaman efendisi ve sahibi olan tanrıyı ısırmaya kalkışmamalıydı. Sahibin ve efendinin bedeni kutsaldı ve kendisi gibi bir yaratığın dişleri ile kirletilemezdi. Bütün suçların en büyüğü, asla görmezden gelinemeyecek ve hoşgörülemeyecek cürümdü bu.