Kurbanın hâlinden şeytani bir haz alıyor, sopa ve kamciyla vurduğu Beyaz Diş'in acı haykırışlarını ya da aciz hırlama ve bögürtülerini dinlerken gözleri ruhsuz bir ateşle aydınlanıyordu. Çünkü Güzel Smith'te korkakların zalimliği vardı.
Ne zaman Mine Söğüt kitabi okusam rüyalarıma girer bir sure uykum kaçar. Yine öyle oldu. Daha önce Beş Sevim Apartmanı ve Deli Kadın Hikayelerinde de aynısı olmuştu. Kitabın çekimine girip bir sure karanlık, karanlik, karanlık dünyalarda gezinip bir bahar gününü gök yüzüne bakıp rüyama giren ölü kuşlarla konuşarak geciririm mesela. Mesela gökyüzüne bakınca gördüğüm martıların gagaları hep bir kan kızıl olur. Denizler hep ölüleri saklar ve eski fotoğraflarda eski acılar kanar. Ölü bir adamı mezarından çıkarmaya çalışan kadının çığlığı gecemi parçalar ve yine sırtımda iki derin kesik kara kanatlar çıkar, geceleri tüm gerçeklerin çıplaklığında kanat çırparım gözlerim kanar acıdan...
Mine Söğüt 'un kalemini sevenler çok sevenler de var sözcüklerinden, gösterdiklerinden hoşlanmayanlar da ben gerçeklerin bir hançer gibi saplanmasını ağır ağır akan kanı hissetmesini sevenlerdenim ama bir sure güzel havalarda Mine Söğüt okumamaya karar verdim umarım başarırım zira kitap bittikten sonra alınan o derin nefesten sonra biraz daha diyor içimde bir yan...
Geçmiş ve gelecek matruskalar gibi birbirlerinin içinden çıkarlar. Birbirilerinin içine girerler. Geçmişin içinde gelecek, geleceğin içinde geçmiş; dün ve yarın iç içe geçmiş.