(Bu alıntılayacağım kısım kitabın 6. bölümü olan Hüsniye başlıklı kısımdan. Küçük yaşta dayısının oğlunun tecavüzüne uğrayan Hüsniye, çalışmaya başlar ve orada biri ile tanışır. Evlilik yoluna girer. Beraber çalıştığı arkadaşına açılır, o da yeni evlidir ve onun da o an tecavüze uğradığını öğrenir. Kızlık zarı meselesini nasıl hallettiğini sorar ve jiletle kendini kestiğini öğrenir.)
— Nasıl kesiyor?
O gece gerdeğe girmeden önce, tuvalete giderek jiletle orasını kesiyor. Tam o anda da canı yanıyormuş gibi kıvra nıp bağırıyor. Altına yayılan bezde böylece kanlanmış oluyor.
Kadınların konumu ne olursa olsun içlerindeki o eziklikten kurtulmaları mümkün olmuyor. Kadınsan, teca vüze uğramışsan “muhakkak sende de bir suç vardır” diye düşünülür hep. Hani bilirsiniz “Dişi köpek” örneğini. Uta nır susarsınız. Korkar susarsınız. Toplum içindeki konumu nuzu ve yerinizi düşünür susarsınız. Ailenizi düşünüp su sarsınız. Çaresizliğinizi düşünüp susarsınız. Hep bir susma nedenimiz vardır biz kadınların. Biraz önce sen demiştin ya “İçimizdeki bu yerleşik korkulardan nefret ediyorum” diye. Bütün bu nedenlerin altında derinleşmiş o korkular yatıyor. Korku ve baskıyla büyütülen biz kadınlarda bu korkular daha çok derindir. Bir türlü ne olursa olsun o korku kuyu sundan çıkamıyoruz. Yüzyılların bu olumsuz mirasından hepimiz fazlasıyla payımıza düşeni almışız. Ben de dâhilim buna. Bu duyguyu içimizde bir yerlerde saklıyoruz hep. Bu duyguyu görmüş olduğumuz eğitim bizden söküp atamı yor. Hayatımız boyunca hangi konumda olursak olalım bu duygudan kurtulamıyoruz.
Kızım doğalı yanlış hatırlamıyorsam elli gün falan ol muştu. Annem anneannem hasta olduğu için ona bakmaya gitmişti. Üvey babam o gece beni, saçlarımdan sürükleye rek annemin yatağına götürerek tecavüz etti. Tecavüz süre since çocuğumun katıla katıla ağladığını duyuyordum. Odaya geldiğimde çocuk mosmor olmuş kasılıp titreyerek hiç susmadan ağlıyordu. O tarihler ben on sekiz yaşınday dım ve ne yapmam gerektiğini hiç bilmiyordum. Kızımı bir türlü susturamıyordum. Bir ara üvey babam gelerek eğilip çocuğun yüzüne baktı “Bu çocuk ölecek” diyerek gitti. Er tesi günü çocuğum öldü. Ben üvey babamın gelip beni saç larımdan sürükleyerek götürüp tecavüz ettiğini, o odadan çocuğumun yanından acılar içinde ayrıldığımı çocuğumun anladığına inanıyorum. Annesi kendini koruyamaz zavallı bir durumdaydı ve acı çekiyordu. Kendini koruyamayan bir anne beni nasıl koruyacak diyerek yaşamak istemedi. Kim bilir belki benim çektiklerimi o çekmek istemediği için öl dü. Buna hâlâ inanıyorum. Çünkü o da kız doğmuştu. Be nim kaderimi o da yaşayabilirdi. Kız doğduğu için babası tarafından istenmiyordu. Sevilmiyordu. Ne diye yaşasın ki.
Eşiyle ilgili laf çıkarmışlar, o da eşini öldürmüştü ama kendi babası torununa tecavüz ediyordu. Kız bunu babasına söylediğinde kabul etmiyor, red ediyor. Bir kadının öldürülebilmesi için hakkında laf çıkmış olması yeterlidir ama babaya değil yaklaşmak “baba sen artık evden git” ya da “beraber oturmayalım” bile denemiyor.