Her ne kadar göze görünen dünyaya daha meraklı olsak, ona iç dünyamızdan daha çok önem versek de, şunu unutmamalıyız ki, Titanik'i, buzdağının görünen yüzüne çarpması batırmadı. Onu batıran, suyun altındaki kısımdı.
Mümkünse hasta olmamalıydı. Mümkünse iş çıkarmamalıydı kimseye. Mümkünse gitmemeliydi kimsenin yanına. Mümkünse çağırmamalıydı da. Mümkünse kolay bir ölüm seçmeliydi kendine. Mümkünse televizyon izlerken uykuya dalarak, içi geçmiş gibi, bir daha uyanmayarak çekip gitmeliydi bu dünyadan. Mümkünse televizyonu kapatma zahmeti bile bırakmamalıydı onu öylece bulana. Bu bekleniyordu onun gibi kadınlardan, binlerce anneden, babadan, ihtiyardan.
Mümkünse yok gibi var olup yok olsunlar.
Beş Şehir’i bitirdim ama nasıl bitirdim... Gerçekten anlamak isteyene çok yavaş okumalık bir kitap, sıkılıp yarım bırakamayanlardansanız jet hızında okunmalı. Ben de tam olarak pilota dönüştüm.
Kitap beni fazlasıyla aştı. Belki de bazı kitaplar okunacak zamanı bekler ben o zamanda değildim bilemiyorum. Dili oldukça ağır ve düşünce yoğunluğu yüksek. Bazı sayfalarda cümlelerin içinde kayboldum. Şehirlerin tarihini, mimarisini ve ruhunu anlatmaya çalışan derin bir metin, şehirlerin geçmişine duyulan özlem hissediliyor. Şimdilik bana uzak, belki yıllar sonra tekrar okunması gereken kitaplardan biri.
Beş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar · Dergâh Yayınları · 202414,2bin okunma