Böylece "şu" tarafından baskı altında tutulan, " benüstü" tarafından ezilen, gerçek tarafından itilen "ben" ; uyum kurma görevini yapmak, birbirine ve ona "ben" e karşı harekette bulunan türlü güç ve etkiler arasında uygunluk saglamak için savaşır. Artık şimdi, neden sık sık şöyle bagırmaya zorlandıgımızı anlarız: "Ah, hayat. Hiç de kolay degil!" "Ben", kendi güçsüzlügünü tanımaya zorlandıgında dehşete kapılır: Bu dış dünya, gerçek karşısında ürküntü, "benüstü" karşısında vicdan, "şu" içinde tutkuların sahip olduğu güç karşısında çıkan nevrotik anksiyetelerdir.