Ne kadar güzel olmayanlar vardır ki birtakım hissiyat-ı hasene ve tefekkürat-ı aliyeyle mütehassis ve mütefekkir bulundukları zamanda hoş ve latif olurlar. Tavırlarına o anda düşündükleri ve hisseyledikleri şeylerin ulviyetinin şan ve heybeti münakis olur. Bunu biz birkaç defalar gördük de öyle söylüyoruz. Bir sanatkârı güzel görmek isterseniz onu sanatı başında görünüz! Bir ressamın en güzel resmine malik olmak isterseniz şövalesi önünde, fırçası elinde olduğu ve işine dalmış bulunduğu anda bir fotoğrafını çekiniz. Hiç de calib-i nazar olmayan bir piyanist, piyanosunun başına geçtiği ve artık zihni parmaklarının husule getirdiği ehviye ile meşgul ve gözler baktığı noktanın tayini müşkül bir surette dalgın bulunduğu zaman öyle bir letafet ve öyle bir melahat alır ki o kadın sanki başka birisiymiş gibi gelir. Güya musiki perisi orada keşf-i cemal eylemiş zannolunur.
Oysa artık katıksız aşk ya da katıksız şehvet diye bir şey kalmamıştı. Her şeye korku ve nefret karıştığı için, artık hiçbir duygu katıksız değildi. Sevişmeleri bir savaş, doyumun doruğuna varışları bir zafer olmuştu sanki. Parti'ye indirilmiş bir darbeden farksızdı. Siyasal bir eylemdi.