1912 yılında ‘kıyamet sonrası edebiyat’ adı altında kaleme alınıp 2020 yılında iş bankası yayınları tarafından dilimize çevrilen etkileyici bir salgın hikâyesi. Jack London’un her zamanki gibi sürükleyici diliyle kısa ve zevkli bir okuma deneyimi yaşattı bu kitap bana.
Bu dönemde okumamış olsaydım her şey bana çok daha etkileyici ve korkunç gelirdi ama garipsemedim hiç olanları. İnsan, içinde bulunduğu durum her ne kadar zor olsa da süreç uzun olunca hiçbir şey hissetmemeye başlıyor, alışıyor. Okuduğum bu kitapta şaşırmamı da garipsemedim bu yüzden. Salgına dair izlediğim filmler ve okuduğum kitaplar bugün çok daha anlamlı oluyor aslında ama bir yandan da korkutuyor bu durum beni.
"İnsanoğlu uygarlık yolundaki kanlı ilerleyişine başlamadan önce, ilkelliğin karanlığına giderek daha çok batmaya mahkûmdur." Bu alıntı kitabı tümüyle özetler nitelikte bence. Her şey başa dönüyor. Her şey yeniden eskisi gibi…
Bir solukta okunacaklardan, okuyunuz.
İyi okumalar.
19 Mayıs 2021.
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,8bin okunma
"Ne fark ederdi ki zaten? Herkes ölüyordu nasıl olsa; iyisi de kötüsü de, güçlüsü de zayıfı da, hayata dört elle sarılanı da yaşamı aşağılayanı da... Herkes göçüp gidiyordu. Her şey göçüp gidiyordu."
Siz bir adam düşünün ki, elinde feneriyle insanları aydınlığına çekmeye çalışan. -Fenerin kitap olduğunu söylemeye gerek duymaysam da yazmak istedim.- Çabaya rağmen kimse karanlığından kurtulup ışığa gelmeyi tercih etmediği için ışığı onlara götürüp herkesin aydınlanmasına sebep olmak isteyen adam. İşte o adam, Mustafa Güzelgöz, Eşekli kütüphaneci mi demeliyim? Kadınların tek işi ev işleridir ne işleri var kitaplıkta diyen kara cahilleri bile yola getirip herkesi kitaplığa çekmeyi başardı. Özellikle çocukların okuması için seferber oldu diyebiliriz. Ama her güzel şey bir ama ile kirletilir ya işte onun yaptığı bu güzellik de kirletilmeye çalışıldı ne yazık ki... Mustafa amcanın o duygusal tavrı, içten samimi konuşması bana eski Türk filmlerini anımsattı. Bu da okumamı bir o kadar güzelleştirdi.
Yaptığı fedakârlığın ülkesinde değer bulmaması ama yurt dışında büyük ilgi görmesi; bu bana hiç yabancı gelmedi. ‘Halkı aydınlatmak sana mı kaldı’ zihniyetli insanların onun yoluna taşlar koyduğu yerleri okurken Mustafa amcaya ‘o insanların nesli tükenmedi’ diye fısıldamadan da edemedim ne yazık ki. Politikacıların ve yukardakilerin yoluna engeller çıkarmasına rağmen Mustafa Amca kitabın kurtuluş olduğuna inanıyor ve elinden geleni yapıyordu. Geçmişte aşılması ümit edilen o cahillik hala hükümranlığını sürdürüyor tüm yapılmaya çalışılanlara rağmen.
Kitapta köylü tarafından yersiz şekilde uydurulmuş günahlar ve yakıştırmalar var, saz çalmak günahmış da, Tevrat’ı, İncil’i Kuran-ı Kerim’in yanına koyan kâfirmiş de, imamdan hiç kaleci olur muymuş da… Türlü türlü gözünün üstünde kaş olmamalı tarzı yakıştırmalar… İşte kara cahillik bu, işte ışığı istememek bu, aydınlanıp başım göğe mi erişecekçilik bu, nesli nesiller boyu azalmayan cinsten insanların uydurmaları bu… Sadece