Herkes hayattan bir şey almak ister fakat ona bir şey vermek istemez..
1898 yılında yazdığı kitaptan sonra kilise tarafından rahat bırakılmamış ve sonrasında Rusya’dan Yugoslavya topraklarına sürgün edilmiş Grigory Spiridonoviç Petrov’un Finlandiya ziyaretleri sırasında gördüklerini kaleme alıp Saraybosna’ da bastırdığı kitap: “Beyaz Zambaklar Ülkesinde”
600 yıl boyunca İsveç krallığı altında, daha sonra Sovyet rejimine bağlı yaşamış bir milletin, 1919’da -tam 100 yıl önce- ilan ettiği anayasası ile başlayan uyanışı ve bu temellerin nasıl atıldığını anlatan deneme tarzı bir eser. Petrov kitabında bu yeniden doğuşun sadece düşünsel boyutunu anlatılmış olsa da bu düşünce boyutunun ispatlandığı ve bu bakış açısı ile yükselebilineceğini kanıtlayan birçok örnek ortaya koymuş. Bu düşünsel boyut içindeki gözlemler o kadar yerinde ki 100 yıl önce yapılan bu tespitlerin doğruluğu, bugün Finlandiya’nın refah seviyesiyle tüm dünyaya zaten gösterilmiş durumda.
Ama asıl önemli olan bu kitabı okumak değil, okuduktan sonra şu soruyu sormaktır: Bataklık halindeki bu topraklar ne oldu da “Beyaz Zambaklar Ülkesi” haline geldi?
Bu soruyu cevaplamaya başlayınca durum yavaş yavaş içler acısı bir hal almaya başlayacak. Neden mi? Çünkü kıyaslayacaksınız.. 600 yıl başka bir devletin tahakkümü altında yaşamış bir ülkenin bugün gelmiş olduğu nokta ile 600 yıl birçok devlete tahakküm kurmuş bir devletin (Osmanlı) bugünkü durumunu kıyaslayacaksınız ve içiniz acıyacak. Gelişme, sanayileşme, üretim, eğitim, bilim, sanat ve teknolojide ilerleme adına yapılması gereken hiçbir doğru hamle olmaz mı? Diye soracaksınız.. Ama olmamış işte. 100 yıllık Finlandiya bugün dünyanın en iyi eğitim sistemine sahipken biz eğitim konusunda neden bitik bir durumdayız? Bilim, sanat, teknolojide neden ortaya