Benim gittiğim uzaklar değil, içimdeki sözlerdir.
Buğday tarlalarının uykusunu, yüksek seslerin kışını, kırlangıçların akşamını geçti çocuk. Gaz lâmbasından güneşler yapıyor düşen gövdesine. Benim gittiğim o çocuğun kalbindeki gecedir.
.
Benim gittiğim bütün şarkıların ıslıkla söylendiği yaşlardır.
.
Benim gittiğim, yalnız yokluktan değil, varlıktan da devrim yapan inceliklerdir. Ara sokaklardan geçerken suçlu; bir kadının ağzında açarken mahcup, yeni şarkılar söylerken kederli; bilmediği diller önünde ezik; şiddete karşı mağrur…
Benim gittiğim, bilmediğim hayatlarda süren yalnızlığımdır.
Sessizlikten harfler oydum sana
Sesi bil, beni sus, kendini gör diye
Değil arka bahçelerin, akşam saatlerinin
Gövdenin dilidir olsa olsa görünmek
Hangi hayal mumlarıdır erir göz göz
Kimin yüzüne düşer bir kadının yaşları
Silik ya da selgin her geçişte kalabalıktan
Nedir biraz daha evlerden eksilen
.
.
.
Kasım ayının serin esintisiyle sararıp solan yapraklar,
Düşer yere sessizce, ölümün hikayesini anlatır.
Gökyüzü ağlamış, bulutlar hüzünle örtmüş her yanı,
Kasımın içinde kaybolmuş duygular, içimi dağlar.
Kasımın içindeki melodi, yavaşça çalar,
Kalbimdeki çatlaklardan sızan hüzün notaları.
Rüzgarla savrulan eski güzel günler,
Yerini soğuk bir sessizliğe bırakmış.
Islak asfaltta yankılanan adımlarım,
Geriye dönüp bakınca, kaybolmuş bir zaman.
Kasımın gri bulutları,
Gökyüzüne düşen her damla yağmur, yüreğimi ıslatır.
Anılarla dolu bu mevsimde yürürüm,
Geçmişin izlerini taşıyan kırık dökük sokaklarda.
Belki bir son, belki yeni bir başlangıç,
Rüzgarla savrulan hayallerim, yitip giden zamanın ardında.
Kasımın sonu gelir, ama hüzün kalır içimde,
Soğuk rüzgarlarla savrulan sonbahar yaprakları gibi.
Ve ben, kasımın hüznüyle sarılı,
Geçmişin izlerini taşıyan bir kasım akşamında kaybolurum.
e.