Davranışımın budalaca olduğunu o anda çok iyi biliyordum, ama önlemek elimden gelmiyordu. Karmakarışık zihnim bana en çılgınca ilhamları telkin ediyor, ben de sırasıyla hepsine boyun eğiyordum. Budalalığımı kendime istediğim kadar hatırlatayım, genç kadının peşinden en salakça mimikleri yapmaktan, kaş göz oynatmaktan yine de geri kalmıyordum. Yanından önüne geçerken hızlı hızlı birkaç kere öksürdüm. Arada hep birkaç adım bırakarak, önü sıra çok yavaş yürüyor, bakışlarını sırtımda hissediyor, onu taciz etmekten duyduğum utançla elimde olmadan küçülüyordum. Gitgide içimde buralardan uzaklarda, başka yerlerde olduğum hissi, böyle tuhaf bir algı yer etti: Belli belirsiz bir duygu, bana şu kaldırım taşları üzerinde ürüyen, sinip küçülen kimsenin ben olmadığımı söylüyordu.
Yürüyor, eziyet çeken bu biçareye bakıyor, duyduğum içerleyişin büyüdüğünü hissediyordum. Onun azar azar keyfimi kaçırdığını, bu duru ve güzel sabahı bana birdenbire zehir ettiğini hissediyordum.
Her şeyi oluruna, kendimi şen sabaha bırakıyor, mutlu insanlar içinde ben de kaygısız, öne arkaya sallanıyordum. Bulutsuz, berraktı gökyüzü; benim de gönlüm gölgesiz.