Orada, barın içinde, sarhoş kafayla, kimse bize bakmazken ve baksa bile umursamayacakken, Tyler’a benden ne istediğini soruyorum.
Tyler diyor ki: “Bana bütün gücünle vurmanı istiyorum.”
Bütün bunlara rağmen, bu ıssız adanın kimsesiz sakini, mağarasının içinden dışarıya doğru başını uzattığı vakit hiç sönmeyen bir liman fenerinin yeşil ve kızıl ışığını görüyor. Bu benim ümidimin ışığıdır. Benim ümidim... Yağını nereden alıyor? Fitilini kimler tazeleyip yakıyor? Bilmem, bilmem... Fakat, bu umut benim tek gıdamdır. Bu unut benim yaşama gücümün en son parıltısıdır. O söndüğü gün...
İşte, bunu tasavvur edemiyorum.
Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum, yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam, bir boşluk duygusu içinde. Sanki içimde derin bir hiçlik var.
Fakat, başım dönüyor. Bir dev, beni kolumdan tutup aya mı fırlattı ? Hakikaten burası aydan farklı bir yer değildir. Aynı cansızlık, aynı donukluk. Her şey taş kesilmiş gibi. Ne bir ses ne bir hareket... Ve ben, kımıldasam sanki her taraf çatırdayarak tuz buz olacak. Olsun, bari... Olsun bari...