Nereden başlasam bilemiyorum. Öncelikle kitap otobiyografik bir özellik taşıyor. Yazar Ferdinand ile kitaptaki Ferdinand hemen hemen aynı yaşam çizgisine sahip. Kitabın -veya yazarın- ünlü olmasının temel sebebiyse Fransız eserlerine "sokak dili"ni sokmak gibi radikal bir yenilik getirmesi ve de savaş zamanı tutumu, söylemleri olmuş.
Burada kitabın özetinden bahsetmek gibi bir boş çabaya girişmeyeceğim. Çünkü bu kitaptan bize kalan özet değil, mermi ve yumruk izleri oluyor. Yazar, şarjörüne sürdüğü karamsarlığı, çirkinlikleri ruhumuza boşaltıveriyor. Ferdinand savaşa katılmış, savaşla beraber insan ve dünyaya dair çirkinlikleri daha net görmüş, bu düşüncelerinden daha emin olmuş. Yani daha katı, daha huysuz ve isyankar birine dönüştüğünü söyleyebiliriz.
Yazarın savaşa, birileri ölmeye gönderdiği için ölmeye, birilerinin tezgahları için yaşamını sunmaya, kutsanan insanoğlunun çirkinliğine, kötülüklerine, irinli ruhuna isyanı var!
Gecenin sonuna yolculuk yaptığı için "Her gecenin sonu sabahtır." diye düşünmeyin. Ferdinand hep gecede, hep gecenin en zifiri zamanında. Sizi de o karanlığa çekiyor. Şimdiye kadar uykuda olduğunuz ve görmediğiniz o zifiri karanlık zamanlarını sizleri uykusuz bırakmak pahasına gösteriyor.
Zaman zaman rastgele bir sayfasını açıp okuyunca keyif alacağım bir kitabım daha oldu!
NOT: Yiğit Bener'e büyük saygı duyuyor, teşekkür ediyorum. Gerek yazarın söz oyunlarına getirdiği açıklamalar gerekse kitabın sonundaki sonsöz muazzam!
İçgüdülerimizin keyfi yerine geldiğinde, derhal bu dünyanın gerçekleri hakkındaki hırçın bilincimiz devreye girip bizi bu kryiften uzak tutmaya çalışıyordu, bilgi orada bir köşede duruyordu, o özünde korkak, varoluşun mahzenine gizlenmiş, hem alışkanlık hem de tecrübe gereği daima en kötü ihtimallere boyun eğmii haliyle.