Şu zamana kadar okuduğum postmodern eserler arasında en tuhaf olanıydı desem abartmış olmam. Yoğun metafor kullanılarak ve sembolik anlatım tarzıyla anlaşılması oldukça zor bir metin olmasına rağmen okuru kaotik anlatım tarzıyla kitaba bağlayan bir üslubu var yazarın.
Birbirine geçmiş olaylar zinciri ile daha ilk bölümde yazar okuru kitaba hapsediyor. Çanakkale Savaşını anlatırken karakterlerin otel odasında tuhaf bir cinsel etkileşim içinde olması ile ben ne okuyorum yahu dedirten karakterin bir paranoyası mı rüyası mı halüsinasyonu mu diye sorgulamaya başlıyoruz okuduklarımızı.
Gizli posta teşkilatı, gizemli pullar yeraltı örgütleri, komplo teorileri temeli ortaçağa dayanan tuhaf tiyatro eserleri, ikinci dünya savaşında gölün dibini boylamış askerlerin kemik kalıntıları, Amerikan sanayi kapitalizminin temelini oluşturan fabrikalar, teknolojik icatlar patentler, şirketler kartelcilik, emlak ve gayrimenkul mafyalığı ve tekelciliği üzerine tuhaf hikayeler, uyuşturucu kullanımı ve elektronik müzik, eşcinsellik üzerine tuhaf birbirine geçmiş hikayeler, Amerikan iç savaşı, kölelik, kızılderili soy kıyırımı gibi konulara da değinen , sistem ve toplum eleştirisini sembolik anlatım tarzıyla direkt okura sunmayan zor ve okudukça merak duygusunu dinç tutan ilginç karmakarışık ama güzel bir eserdi.
Keyifli okumalar.