Merve Zorlu

Merve Zorlu
Memento Mori İnstagram: harikalarkitapligi
10/10
·200 syf.··
2025 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Kasım 2025 07:51
Öncelikle uyarayım sevgi ile ilgili romantik şeyler okuyacağınızı ya da kendinize aşık etmenin yollarını maddeler halinde bulacağınızı sanıyorsanız evet bu kitap tabi ki size göre değil Kitap bize "Sevmek nedir?" "Sevgi nedir?" Sorularını sormayı ve cevapları üzerinde düşünmeyi öğretiyor. Sevgi sandığımız şey, alışkanlık, korku, bağımlılık ya da bir boşluk doldurma çabası olabilir mi? Fromm, sevgiye dair o romantik sis perdesini bir kenara çekiyor ve geriye daha çıplak, daha gerçek bir şey bırakıyor: Sevgi, bir duygu değil… bir seçim. Bir emek. Bir sorumluluk. Sakin bir günde tek başınıza okuyun. Yavaş yavaş sindirin. Bazı satırlar, ilk anda değil… günün sonunda, hatta haftalar sonra aklınıza düşüyor. Ve evet, bu kitabı bitirince sevgiye bakışınız biraz değişiyor. Daha ağır ama daha gerçek bir hâle geliyor. Sevmek sandığımız kadar kolay değilmiş. Ama belki de tam bu yüzden… öğrenmeye değer... Sevgiler
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,9bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·296 syf.··
2025 23. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2025 06:59
Freud, Espriler ve Bilinçdışı kitabında bize şunu gösterir: Gülmek, basit bir refleks değil; bilinçdışının açılan küçük bir penceresidir. Espriler hem bastırdıklarımızı özgür bırakır hem de toplumsal ilişkilerde “güvenli alan” yaratır. Freud’a göre bir insanın nasıl güldüğü, neye güldüğü ve ne zaman güldüğü aslında ruhsal enerjisinin boşalma biçimidir. Kelime oyunları ise bilinçdışının en sevdiği OYUN PARKIdır; çünkü anlam kaydırmalarını sever, dolaylı konuşmayı sever. Peki bunu Karadeniz insanının mizacı üzerinde düşünürsek ne olur? Bildiğiniz gibi Karadeniz mizahı diye bir şey var peki ama bu nasıl oluyor? Kendi gözlemlerimle çıkardığım sonuç şu ki: Kelime oyunlarının çok olması, Freud’un tanımıyla “engellenmiş enerjinin zekâ üzerinden boşalması”dır. Zor yaşam koşulları, mizahı hayatta kalma stratejisine dönüştürüyor. Bir yandan sert bir doğa, bir yandan hareketli bir sosyal yaşam… Sonuç: hem esprili hem keskin hem de pratik akıllı bir mizah. Bu mizahın en ilginç tarafı ise şudur: Hem laf sokar, hem güldürür, hem kızdırır. Ama kendisine yapıldığında inanılmaz alıngandır! Peki alınganlık nereden geliyor? Yine tahmin ettiğim kadarıyla, Hayat şartları sert. İnsan ilişkileri aslında önemli ve onay, saygı, “sözün karşılığı” onlar için çok kıymetli. Freud buna “benlik değerinin savunulması” der. Yani bir Karadenizlinin alınganlığı çoğu zaman kırılganlıktan değil, “Ben seni ciddiye alıyorum, sen de beni al” beklentisinden geliyor.
Psikoloji
Espriler ve Bilinç Dışı ile İlişkileriSigmund Freud · Olimpos Yayınları · 2022239 okunma
Puan vermedi
Kitap biraz öyleymiş gibi anlatılsa da bence Ali ile Ramazan bir aşk hikâyesi değil. Asla değil... Çocuklukta hiç kapanmayan yaraların, yetişkinliğe nasıl kirli bir miras bıraktığını anlatan karanlık bir hikâye. Yetimhaneden çıktıklarında da kimseyle sağlıklı bir ilişki kuramamaları, kadınların bile “kullanıcı” birer figüre dönüşmesi tesadüf değil. Çünkü ilişki kurmayı hiç öğrenmemiş iki çocuğun yetişkinliğe zorla geçirilmiş hâlini okuyoruz. Bu romanın sarsıcılığı da burada zaten: Aşk sanılan şey aslında yarım kalmış bir çocukluğun yankısı. Ben bu kitabı okurken ilk kez bir metnin, 'istismar gören bir çocuğun ileride nasıl bir ilişki kuracağını' bu kadar acı bir açıklıkla gösterdiğine tanık oldum. Güzellemeye yer yok; gerçek ağır, karanlık ve rahatsız edici. Aşk değil. Kader sanılan bir tutunma. Yönelim değil. Bozulmuş bir sevgi algısının ömür boyu süren izi. Bin yıl süren kısacık ömürler...
Ali ile RamazanPerihan Mağden · Doğan Kitap Yayınları · 2010634 okunma
8/10
·144 syf.··
2025 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2025 06:40
Zaman içinde bir sürü şey oldu, oluyor ve olacak… Doğumlar, ölümler, aşklar, intikamlar, özlemler, ağıtlar, dualar… Dağ hep oradaydı. O yüzden heybetli, o yüzden ağır, o yüzden hüzünlü. Bir kere gördüğünde unutamazsın. Oturur yüreğine. Hepsinin ortak duygusu dağ gibi çöker; oturur ve kalır. Çok eskilerden, artık kült olmuş bir eserden bahsetmek istedim bugün. Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesi… Elimdeki baskı 1970 yılına ait ve çizimleri Abidin Dino’nun. Hikâyenin kendisi o kadar dolu, o kadar yoğun ki çizimlerin bilinçli olarak yalın bırakıldığını düşünüyorum. Abidin Dino birkaç çizgiyle yetinmiş; detaya girmeden, anlatının ağırlığını metnin kendisine bırakmış. Çizimler metne ufak nefesler veriyor. Bu sadeliğe önce şaşırsam da sonra hak verdim. Çünkü anlatının hayalini birebir çizgiye dökmek zaten mümkün değil. Yaşar Kemal’in dili destansı ama asla yoran, uzun cümlelerle süslü bir dil değil. Bu yüzden hikâye sürüklüyor, merak ettiriyor. Okurken bir ara içimden gülerek “Homeros gibi… yine cümle âlemin karıştığı bir kız meselesi,” diye geçirdim. Kitabın benim için ayrı bir anlamı da var. Yıllar önce rehberlik eğitiminde Ağrı Dağı’nı uzaktan ilk gördüğüm o anı hiç unutmamıştım. O heybet hâlâ gözümün önünde. Kitabı okurken de hep o görüntü geldi aklıma; dağın o ağır, sessiz, her şeye yukarıdan bakan hâli… Genel yorumlarda da sıkça söylendiği gibi bu hikâye sadece bir aşk meselesi değil; gurur, söz, inat ve kaderle didişmenin hikâyesi. Ve yine değişmeyen otorite figürleri, korkular ve halk… Doğa ise neredeyse başlı başına bir karakter. Sevgiler
Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal · Tekin Yayınevi · 198136,2bin okunma
10/10
·152 syf.··
2025 29. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2025 21:36
Kızımın ödevi vesilesiyle okuduğum bir kitap bu. Aslında bir tiyatro metni. Eminim bir çoğunuz da izlemişsinizdir. Kızım "Anne bunu okumalısın” dedi. Okudum. Ve sık sık üzerine düşündüğüm cümlelerle karşılaştım. Reis Bey, adaletle merhamet arasına sıkışmış bir vicdanın hikâyesi. Katı bir hâkimin, insanı insan yapan o çatlakla yüzleşmesi… Kanunla hükmeden bir aklın, geç de olsa kalple tanışması. Necip Fazıl, bu metinde bize resmen şöyle bağırıyor: “Ne yapayım ki bütün kin ve garez duygumu kendime, bütün af ve merhamet hissimi dünyaya çevirebileyim?” Kitap tam olarak bunun etrafında dönüp dolaşıyor. İnsanın, adalet adına merhameti boğmasının bedelini anlatıyor. Beni en çok etkileyen bölüm, asılan çocuğun ardından kalan o sözler oldu. Bir beddua gibi ama aslında bir ayna: “Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz…” Çünkü ağlayamayanın anlayamayacağını söylüyor. Ve belki de Reis Bey’in asıl mahkûmiyeti burada başlıyor. Necip Fazıl’ın dili tok, sert, sarsıcı ve bu yüzden çok samimi. Merhameti süslemiyor, kutsamıyor; gecikmiş bir yüzleşme olarak önümüze koyuyor.
Edebiyat Öykü
Reis BeyNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20239,9bin okunma