Bazen bir kitap okursun, kapağını kapattığında sanki biri ruhunun üzerine ayna tutmuş gibi hissedersin. Dorian Gray’in Portresi tam öyle bir kitap oldu benim için. Oscar Wilde, insana “güzellik nedir, ahlak nedir, gençlik neden bu kadar kutsanır?” diye sorular sorduruyor ama cevapları öyle kolay vermiyor. Çünkü asıl mesele dışımızdaki aynalar değil, içimizde sakladığımız yüz.
Dorian’ın hikâyesinde güzelliğin aslında bir lanet gibi işleyebileceğini, ahlaki çürümenin sessizce içten başlayıp en son yüzümüze vurduğunu, ama çoğu zaman toplumun buna göz yumduğunu görüyoruz. Wilde’ın ironisi, zekâsı ve dili öyle keskin ki okurken hem gülümsedim hem de hafifçe içim burkuldu. “Keşke ben olsam” dediğimiz şeylerin aslında bizi nasıl yok edebileceğini görmek ürpertici.
Sansürlü baskı bazı bölümlerde yumuşatılmış, özellikle Dorian ve Basil arasındaki ilişkinin duygusal yoğunluğu törpülenmiş. Sansürsüz versiyonda ise Wilde’ın cesur, dönemin ahlak anlayışına kafa tutan dili çok daha açık şekilde hissediliyormuş. Bir gün onu da okumak isterim çünkü bazı cümlelerde “Burada eksik bir şey var” hissi geçmedi.
Bu kitap bana şunu düşündürdü: Eğer bütün yaptıklarımız, bütün düşüncelerimiz bir gün yüzümüze kazınsaydı, aynaya bakmaya cesaret edebilir miydik?
“Her şeyin bedeli vardır” klişesi belki çok söylenmiş bir söz… ama Wilde bunu öyle zarif ve acı bir şekilde anlatıyor ki, bence herkesin bir kere yaşaması lazım.
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202399,1bin okunma