“Gerçekliği, fantastiğe ulaştığı noktada seviyorum,” diyor Dostoyevski, “zira benim için gerçeklikten daha fantastik ve beklenmedik, hatta inanılmaz ne olabilir ki?”
Gerçek özgürlük ve kişisel hükümranlık dükkanımızın (yani hayatımızın) arkasına kendimiz için yapacağımız küçücük bir odadadır. ‘Madem bir tazıyı hızlılığından dolayı övüyoruz, tasmasından dolayı değil’ insanı neden şatolarıyla, arazileriyle, altınlarıyla ölçüyoruz? ‘Ruh güzel, yüceltilmiş ve tüm unsurlarıyla iyice donanmış mıdır? Kendiliğinden mi zengindir bu ruh, yoksa bir başkasınınkine mi bağlıdır?’
Amerika gibi orta tahsili doğru düzgün yapamamış, dünyanın “cahil vatandaş kitlesini” yetiştiren bir ülkenin sistemini örnek aldı bizimkiler azizim. Olacak şey değil.