Yine öyle oldu. Ter içinde uyandım. Tavandaki koyu rutubet lekesi, az önceki kabustan sızmış sanki. Gözlerini kocaman açmış, bana bakıyor. Ne görüyor benim içimde, merak ediyorum. Yoksa ben de onun için, rutubet dünyasında güneşe bulanmış kuru bir leke miyim?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Muhasebeden çıkışımı alırken, kalbim az önce terhis olmuş bir askerinki gibi pır pır etti. Şirketten dışarı adımımı atınca anlamsız bir huzur doldu içime ve iyice kafam karıştı. Oysa piç gibi ortada kalmıştım, yıkılmış bir hayatın ortasında yapayalnızdım. Bir insanın kendini berbat hissetmesi için gereken sekiz kusurlu hareketten çoğunu yapmıştım. Cam kapıdaki mutlu suretime bakarken gerçeği anladım: Bunca zamandır hayattan beklediğim, yaptığım ve yapacağım bütün saçmalıkları haklı gösterecek küçük çapta bir faciaymış.
Ne diyeyim, huzur tuhaf şey arkadaş, ancak kaybedecek bir şeyin kalmadığında gelip seni buluyor.
Yani yalnızlık denen nane, öyle şarkılarda anlatıldığı gibi insanın üstüne gece vakti çökmüyor. Tam tersine gece vakti seyreliyor yalnızlık, hazmı kolaylaşıyor. Zor olan, güneşin parladığı öğle vakitleri, öğleden sonraları, pazar sabahları, cıvıl cıvıl piknik yapılan ikindiler…