Kendime vereceğim bir iyi, bir de kötü haberim var. Kötü haber: Hayatımda hiçbir şey hayal ettiğim kadar iyi olmayacak. İki artı bir evde, yalnız başıma uzun yıllar daha yaşayacağım. İyi haber: Hayatımda hiçbir şey hayal ettiğim kadar kötü de olmayacak. Tek tesellim bu. Ne harikayım, ne berbat. Kibrit kutularının sırtındaki kelimeyim ben: Vasat.
Anlatacak çocukluk hikayelerim yok; öyle unutulmaz dostluklar, ayrılıklar falan da yaşamadım. Boktan bir hayat benimkisi. Altın günlerinde Şişman teyzeler yanaklarımı sıkıp, büyüyünce çok can yakacak bu çocuk, demediler. Deseler komik olurdu; bozkırın ortasındaki toplu konutlar kadar sevimliydim çünkü. Ama çok can yaktım, çok insan üzdüm, birkaçını da fena benzettim. Saçlarım sarıdan siyaha, kıvırcıktan düze dönmedi. Başladığım gibi dümdüz gittim. Bahçeli bir evde ya da şenşakrak bir mahallede büyümedim. Annem bana özel ninniler söylemedi. Ve babam, beni bir köşeye çekip de ne demek istediğini çok sonradan anlayacağım manalı laflar etmedi.  Gün batımlarında onu düşünmedim. Askerde hiçbir kapıyı tekmeyle açıp içeri girmedim, albayın koltuğunda viski içmedim, tepemde mermiler vızıldamadı, kimsenin kulaklarını kesip boynuma asmadım. Fayans sildim askerde. Ellerimle çim yoldum, kantine gazoz taşıdım. Anlatılacak bir yanı olmadı.