Böylece, on dakika geçmiş geçmemişti ki bir de baktık, bu hiçbir tarife sığmayan çocuk bizden biri olup çıkmış, kolları sıvamış, canla başla çalışıyor. Bizim matbaanın caddeye bakmayan ucunda dört bir yanı çiçekli, alçak alıçlar ve onların can dostu günebakanlarla kaplı ıssız, kuytu bir bahçe vardı. Bu kasvetli bahçenin orta yerinde tek odalı, tek pencereli, tavansız, yıkık dökük, eski bir ahşap kulübe duruyordu - bir kuşak önce tütsülük olarak kullanılmıştı. İşte bu ıssız ve perili in Nicodemus'a yatak odası oldu. Köyün uyanıkları Nicodemus'u görür görmez eşek şa kası yapabilecekleri bir enayi bulduklarını sandılar. Nicodemus'un acemi çaylağın teki ve saf bir çocuk olduğunu görmemek gerçekten de olanaksızdı. İlk eşek şakasını yapma şerefine George Jones nail oldu; ona içine kestanefişeği sokulmuş bir puro uzattıktan sonra kaş göz ederek öbürlerini başına topladı; kestanefişeği patlar patlamaz Nicodemus'un kaşları ve kirpiklerini alıp götürdü. Gel gör ki, bizimki, hiçbir şeyden kuşkulanmamışçasına, "Bu cuğaralar da amma tehlikeliymiş haa," demekle yetindi. Ertesi akşam da pusuya yatıp George'un yolunu bekledi ve bir kova buzlu suyu başından aşağı boca etti.
Stoic birinin yazarlık yetenekleri hakkında eser ortaya koymasını doğal görüyorum. Ama Stoicism din üstü bir kavramdır. Medea hanımefendinin Mavi Sakal maceralarının fantezisiyle gölgelenmemeli.