Gerçek hep başka yerdedir. Gerçek bile değildir; çünkü gerçeklik diye bir şey olduğunu farzetsek bile, katıksız basit bir yanılsamadır bu. O kadar gurulanarak nesne diye adlandırılan şeyin hiçbir anlamı yoktur; nesne, bir şeyin yansıması olarak vardır, hakkında hiçbir bilgi edinme olanağı olmayan bir üstgerçeğin gözü yanıltarak sunduğu görüntüsüdür. Zira bilgiler de, varlığın farklı halleri, mevcudiyetin farklı düzeyleri olduğu gibi vardırlar. Bu bağlamda nesnellik kurgusallaşıyorsa, nesnelliği kuran öznellik daha da kurgusaldır. İnsan hiçbir şeyken, merkezdir de. O her şeydir, çünkü ilahi Logos'u cisimleştirdiği ölçüde, yaratılmış diğer varlıklardan koparak yaratılışın gözbebeği olur; ama hiçbir şeydir, çünkü kurcu bir merci değildir. Olduğu, temsil ettiği her şeyi bir Başkası'ndan almıştır. Ve bu Başkası, en sonunda, evrenin dipsiz temelidir.
İslam dünyasının sorunu, atadan kalma yüklerden, savunma reflekslerinden, entelektüel sıkışmalardan ve özellikle dünyanın sorunlarına hazır cevapları olduğunu zanneden o iddiadan kaynaklanmaktadır. Bir tür alçakgönüllülüğü, bir tür değerler göreliliğini öğrenmemeiz gerekiyor. Hintliler ya da Çinliler'den daha fazla bir şey kotarmış değiliz. Onların uygarlıkları birçok açıdan bizimkinden daha karmaşıktı, çok daha yoğrulmuş ve inceydi. Söz konusu olan, bunları karşılaştırmaktan öte, alçakgönüllü olmak ve dünyanın İslam'la bittiğini telkin eden o baş döndürücü benmerkezcilikten kurtulmaktır.
Rönesans, Reform, bilimsel devrim ya da Aydınlanma devrimi gibi daha önceki Avrupalı hareketler, onların farkında dahi varmayan İslam dünyasında hiçbir yankı uyandırmamıştı. Belki de bundaki başlıca neden bu hareketlerin hepsinin ifadelerinde az çok Hristiyan olmaları ve sonuç olarak, İslam'ın zihinsel savunmasının onlara tüm kapılarını kapamasıydı.
Gündelik hareketlerimizdeki titiz ritüeli ilahi kaprislere göre ayarladık. Her hareket ayine dönüştü, her söylem Tanrı kelamının kutsanmasına. Bunu, yaşam tarzımızla öylesine mükemmelce bütünleştirmiştik ki özel alan ile ilahi alanı ayırt edememeye başlamıştık. Böylece bizim ilahi alanın tuzağına düşmemiz kadar, ilahi alan da bizim muamelelerimizin kurbanı oldu.