Yıllar önce üniversitede Gün Olur Asra Bedel kitabını okumuş ve epey etkilenmiştim. O yıllardan beri diğer kitaplarını da merak edip durduğum yazarın bu kitabını tamamen tesadüfi olarak temin ettim. Aradan yıllar geçmesine ve Gün Olur Asra Bedel’in bıraktığı etki nedeniyle beklentim oldukça yüksekti. Dişi Kurdun Rüyaları büyük oranda beklentimi karşıladı, fakat daha bütüncül bir kurgu bekliyordum.
Kitap üç bölümden oluşuyor. Kurtların hikâyesi ile başlayan ilk bölüm dönemin Sovyet Rusyası’nın baskıcı rejimine ve uyuşturucu problemini ışık tutuyor. Abdias karakterinin uyuşturucu meselesi ile ilgili bir makale yazmak için kaçakçıların arasına sızması ve sonrasında onları doğru yola yönlendirmeye çalışmasını anlatan bu ilk kısmın özellikle sonu bana pek samimi ve inandırıcı gelmedi.
İkinci kısımda Hristiyanlığa ve Hz. İsa’nın çarmıha geriliş hikâyesine yedirilmiş kurgu oldukça tatmin ediciydi. Bu kısmım beni çok etkiledi, bir ara tekrar okumayı planlıyorum.
Son kısımdaki Boston’un hikayesi ise oldukça iyiydi. Hatta kendi başına bir kitap olabilecek bir bölüm olarak da değerlendirilebilir. Önceki kısımlarla tek bağlantısı ilk bölümdeki Akbar ve Taşçaynar adlı kurtlardı.
Kitabın genelinde yer alan doğa tasvirleri, çevre duyarlılığına ilişkin vurgular, iyi – kötü ikilemi, vicdan muhasebesi ve insanoğlunun her zaman olduğu gibi özünde kötü oluşuna dair vurgular etkileyiciydi. Sonuç olarak kitap ayırdığım zaman değdi. Gün Olur Asra Bedel kadar bir etki yarattığını söyleyemem, ama okunmaya değer bir eser.