Atatürk dönemi (1923-1938), Türkiye ekonomisinin temellerinin atıldığı ve planlı kalkınma anlayışının gelişmeye başladığı bir dönemdir. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Osmanlı’dan miras kalan borçlu, sanayileşmemiş ve büyük oranda tarıma dayalı bir ekonomi devralınmıştır. 1923 İzmir İktisat Kongresi, bu dönemin ekonomik vizyonunu belirlemiş; devletin hem üretici hem düzenleyici olduğu bir karma ekonomi modeli benimsenmiştir.
1923-1929 yılları arasında özel teşebbüs desteklenmiş, sanayi yatırımları teşvik edilmiştir. Ancak sermaye birikiminin yetersizliği ve 1929 Dünya Bunalımı sonrasında devletin ekonomiye daha aktif müdahale ettiği bir dönem başlamıştır. Bu kapsamda 1933 ve 1937 yıllarında Birinci ve İkinci Beş Yıllık Sanayi Planları uygulanmış, Sümerbank, Etibank, MTA, Şeker Fabrikaları gibi birçok devlet kurumu ve sanayi tesisi kurulmuştur.
Bu çabaların sonucunda ekonomik büyüme gözle görülür şekilde artmıştır. 1923-1938 yılları arasında Türkiye’nin reel gayrisafi yurtiçi hasılası (GSYİH) yıllık ortalama %9,5 civarında büyümüştür. Sanayi üretimi ise bu dönemde yılda ortalama %9 oranında artış göstermiştir. 1927’de 6.8 milyon olan nüfus, 1935’te 16.2 milyona ulaşmış, kişi başına düşen gelir de artış göstermiştir.
Ayrıca demiryolu yatırımlarına büyük önem verilmiştir. 1923’te 4.000 km olan demiryolu uzunluğu, 1938’de 7.100 km’ye çıkarılmıştır. Bu sayede iç pazarın entegrasyonu kolaylaşmış, ekonomik faaliyetlerin coğrafi yayılımı desteklenmiştir.
Sonuç olarak, Atatürk dönemi Türkiye’si ekonomik bağımsızlık hedefi doğrultusunda sanayileşmeyi ve altyapıyı ön plana alan, devlet öncülüğünde büyümeyi esas alan bir model izlemiştir. Bu model, ilerleyen yıllarda Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının temelini oluşturmuştur.