Kemal Batak bu kitabıyla; Tanrı’nın ve haliyle doğaüstünün varlığını savunan teizme alternatif olma iddiası taşıyan, büyük iddialara sahip, -presokratik monistlerde izine rastlanabilirse de- özellikle Quine sonrası daha da görünür olmuş “metafizik” bir iddia olan natüralizmi incelemeye alıyor. Bunu yaparken büyük oranda Dennett, Dawkins ve Crick gibi etkili natüralistlerin görüşlerini esas alıyor. Üstelik Batak, onların görüşlerini mantıksal pozitivistlerin Tanrı görüşünden de geride değerlendirdiğini söylüyor, zira mantıksal pozitivizm hiç değilse Tanrı’yı bilimsel hipotez gibi değerlendirme gafletine düşmemiştir.
Natüralizm tezi, metodolojik ve ontolojik olarak iki ayrı şekilde okunabilir. Metodolojik natüralizm bilimin nasıl yapılacağına ilişkin bir tezken, ontolojik natüralizm gerçekte var olanın ne olduğu üzerine bir tezdir. Batak, bu iki tezin geçerliliklerini test etmek için kolları sıvıyor.
“İnsan perennial felsefede olduğu gibi gayrimaddî ruhu ya da zihni olan özgür bir varlık olarak mı anlaşılmalı; yoksa bilimci felsefede olduğu gibi gayrimaddî ruhu ya da zihni ve özgür iradesi olmayan bir varlık olarak mı anlaşılmalı?” (s.27). Kitabın esasen çevresinde dolandığı bu soruya teizmin ilk felsefe lehinde, natüralizmin ise bilimcilik [scientism] lehinde cevap verdiğini söyleyebiliriz.
Natüralizm tanımı itibariyle varlık sınırlarını katî suretle çizmiştir: doğa vardır, doğaüstü herhangi bir şeyden söz edilemez; diğer bir deyişle, her ne var ise (fiziksel) araştırma sınırlarımızın içindedir ve fiziksel her şey bir fiziksel olanın nedenidir [“fizik eksiksizdir”]. Doğa içinde durup, doğa üstü hakkında konuşmak elbette temelsiz bir spekülasyon olmak durumundadır. Bu iddianın Tanrısız bir tasavvurun dışında ima ettiği şeylerin belki de en önemlisi ve hatta bu