MTK

Kemal Batak - Natüralizm Çıkmazı (2011)
10/10
·192 syf.·
2020 27. kitabı
Kemal Batak bu kitabıyla; Tanrı’nın ve haliyle doğaüstünün varlığını savunan teizme alternatif olma iddiası taşıyan, büyük iddialara sahip, -presokratik monistlerde izine rastlanabilirse de- özellikle Quine sonrası daha da görünür olmuş “metafizik” bir iddia olan natüralizmi incelemeye alıyor. Bunu yaparken büyük oranda Dennett, Dawkins ve Crick gibi etkili natüralistlerin görüşlerini esas alıyor. Üstelik Batak, onların görüşlerini mantıksal pozitivistlerin Tanrı görüşünden de geride değerlendirdiğini söylüyor, zira mantıksal pozitivizm hiç değilse Tanrı’yı bilimsel hipotez gibi değerlendirme gafletine düşmemiştir. Natüralizm tezi, metodolojik ve ontolojik olarak iki ayrı şekilde okunabilir. Metodolojik natüralizm bilimin nasıl yapılacağına ilişkin bir tezken, ontolojik natüralizm gerçekte var olanın ne olduğu üzerine bir tezdir. Batak, bu iki tezin geçerliliklerini test etmek için kolları sıvıyor. “İnsan perennial felsefede olduğu gibi gayrimaddî ruhu ya da zihni olan özgür bir varlık olarak mı anlaşılmalı; yoksa bilimci felsefede olduğu gibi gayrimaddî ruhu ya da zihni ve özgür iradesi olmayan bir varlık olarak mı anlaşılmalı?” (s.27). Kitabın esasen çevresinde dolandığı bu soruya teizmin ilk felsefe lehinde, natüralizmin ise bilimcilik [scientism] lehinde cevap verdiğini söyleyebiliriz. Natüralizm tanımı itibariyle varlık sınırlarını katî suretle çizmiştir: doğa vardır, doğaüstü herhangi bir şeyden söz edilemez; diğer bir deyişle, her ne var ise (fiziksel) araştırma sınırlarımızın içindedir ve fiziksel her şey bir fiziksel olanın nedenidir [“fizik eksiksizdir”]. Doğa içinde durup, doğa üstü hakkında konuşmak elbette temelsiz bir spekülasyon olmak durumundadır. Bu iddianın Tanrısız bir tasavvurun dışında ima ettiği şeylerin belki de en önemlisi ve hatta bu
Felsefe
Naturalizm ÇıkmazıKemal Batak · İz Yayıncılık · 201138 okunma
Reklam
Yalın Alpay - Yalanın Siyaseti (2017)
8/10
·184 syf.·
2020 28. kitabı
Postmodernizmin akademide ve medyada, daha sonrasında sanat ve iş dünyasındaki etkisi nesnelliğin kayda değerliğine büyük bir darbe vurdu. Bu durumun siyasetteki karşılığı da adına post-truth denen politik zihniyet çağı oldu. Kavram yabancı olsa bile yahut tanımında kesin bir uzlaşı olmasa bile (ki zaten bu durum onun postmodern kimliğine ilişkindir) mevzu yeni değil: kavram yeni, mevzu kadim. “Truth”, (ilginç ve manasız biçimde) sıkça gerçeklik diye çevrilmesine karşın, zihne atıf yapması dolayısıyla “reality”den farklıdır. Benim dışımdaki reel mevcudiyetin zihnimdeki doğruluk veya yanlışlığına işaret eder. [Hangi şeye doğru diyeceğim konusunda çeşitli tartışmalar mevcut elbette (elde edilen netice, dışarıda olanın zihnime uygun tekabül edebilmesi, doğru kabul edilen diğer şeylerle tutarlı olup olmadığının tespit edilmesi vb. kriterler söz konusu) ancak Yalanın Siyaseti, haklı olarak, bu tartışmaları görmezden geliyor ve direkt konuya giriyor.] “Post” ön eki de hakikatin sonralık ve öteliğinden ziyade, değer kaybına işaret ediyor. Post-truth, dolayısıyla, Alpay tarafından “hakikatin önemsizleşmesi” diye çevriliyor. Bunu söyledikten sonra… kitap için iki bölümden söz edebiliriz: 1. Hakikatin önemsizleşmesinin tanıtıldığı ilk bölüm. Tetikleyici unsurların detaylı, etraflıca ve ilişkilendirilmiş izahının yapılmasıyla yazar okuyucusuna kavrama dair daha berrak ve oturmuş bir görü sağlıyor. Buna müteakip hakikatin önemsizleşmesinin bugün yarattığı mevcut problemlerin yanı sıra gelecekte sebep olabileceği tehditler üzerinde duruyor ve çözümü için çaba gösterme zorunluluğunu vurguluyor. 2. Bu çözüm için de kitabın önemli bir bölümünü akıl yürütme yöntem ve hatalarını tanıtmaya ayırıyor. Sık ve kolayca kendine kurban bulabilen yaygın safsataların tanıtılmasıyla okuyucunun
Siyaset
Yalanın SiyasetiYalın Alpay · Destek Yayınları · 20171,085 okunma
Hayvanlardan Söz Ederken
İnsanlar kendi acımasızlıklarını farkına vardıklarında, hayvanları sevmeye başlamasalar da en azından onlar hakkında iyi şeyler söylemeye başladılar. Aşırı olan, seçilen ikna etme tekniği: Hayvanlar kurtarılmaya değsin diye onları insansılaştırıyor, oyuncaklaştırıyoruz. Kural olarak yabanıl ve etobur olsa bile, hayatta kalmaları gerektiğini kimse söylemiyor. Hayır, onlara sarılabilinir, gülünç, iyi huylu, uysal, bilge ve terbiyeli yaparak saygınlık kazandırıyoruz. ... basitçe söylersek, bu hayvanları ve ötekileri, oldukları gibi sevmeliyiz, bu mümkün değilse hiç olmazsa saygı göstermeliyiz. ... bir ayıya, budala ama zararsız bir hayvan olduğu için yaşama hakkı olduğunu söylemek hakaret etmek sayılır.
Sayfa 181 - Can Yayınları
1000Kitap
Ahlak ve Estetik
Bir tablo yapan ressam, önceden konulmuş kurallara kulak asmıyor diye yerilir mi hiç? Yapacağı tablonun ne olması gerektiği hiç söylenir mi? “Şöyle bir tablo yapacaksın!” denir mi?
Sayfa 63 - Say Yayınları
Felsefe
Reklam