21. Yüzyıl öğretmeninde bulunması gereken nitelikler, öğretmen olmanın sorumluluğu ve kutsallığı birçok başlık altında yazar tarafından incelikle işlenmiş. Yeni öğretmenlik yapacaklar ve hala yapmakta olanlar için güzel bir kılavuz.
Tragedya türünde yazılmış bir kitap. Çabucak bitiyor ve akıcı bir şekilde ilerliyor. Yunan mitolojisinde tanrıların çatışmasından ve bir baş kaldırıştan bahsediyor.
Yine diğer Stefan Zweig kitapları gibi sıkmadan bir çırpıda biten bir kitaptı. Tıp öğrenimi için Viyanaya giden bir gencin ilk kez evinden uzak kaldığı ve yalnızlığı derin bir şekilde hissederek bunalıma girdiğini hatta eğitimini bırakma noktasına geldigini ve kendi ayakları üzerinde durma çabasını anlatıyor. Koskoca bir kentte dipsiz bir yalnızlık. Kimilerinin hayatından izler bulacağı kimilerinin de yaşamadığı o günlere dair bir fragman niteliğinde bence. Okuması gayet keyifliydi.
Kitabı okurken yazarın hangi ideolojiye sahip olduğunu anlamak zor olmuyor. Marksist bir yazar zaten Karl Marx'ın da damadı kendisi. Proleter sınıfın 12-13 saat gibi sürelerde çalışarak üretim çılgınlığına katkıda bulunduklarıdan ve bunu hayata geldikleri ilk andan itibaren bir zorunlulukmuş gibi yerine getirmelerinden bahsederek eleştiriyor. Emeğin, hayatın parayla değişimine karşı çıkıyor. Her insanın hayatta dinlenme hakkına sahip olduğundan ve hayatı daha düzgün, insanlığa layık şekilde geçirmesinden bahsediyor. Burjuvazi ve kapitalist düzeni de eleştiriyor.