Eveet.. Bu kitabı kitap fuarında, satıcı hanımın tavsiyesi üzerine almıştım. Hatta kitabı almaya param yetmemişti ve indirim bile yapmıştı :). Ve kitabın konusundan bahsetti. Kendisinin etkilendiğini söyledi. Ben ise açık konuşayım kitaba başlamadan önce etkileneceğimi hiç düşünmüyordum. Ama hiç de öyle olmadı.. Daha önce hiç ilgimi çekmeyen tasavvuf, Mevlana, Şems birden benim için bir merak konusu oldu. Kitap bittiğinde bir dostumdan ayrılmış gibi hissettim. Kitapta tasavvufla, Mevlana'yla, Şems'le ilgili konular ve doğrulukları tartışılabilir. Ancak benim bu konularda pek bir bilgim olmadığı için eleştiri yapmam doğru değil. Fakat şunu söyleyebilirim ki dervişlerin ve "kâmil insan" olarak nitelendirilen kişilerin "sırrı"nın "tanrı olmak" olması beni hayal kırıklığına uğrattı. Zira Allah'ın yarattığı bir kulun (hâşâ) Allah olması mümkün mü sizce? Bunu tasavvuf hakkında hiçbir bilgisi olmayanların bile düşünebiliceği aşikâr. Tabii bu konuda yazarı eleştirmiyorum. Eminim yazar kitabı yazmadan önce fazlaca araştırma yapmıştır ki zaten bunu kaynakça kısmından da anlayabiliyoruz. Asıl mesele bu kişilerin kendilerinde... Kitabın yazımına gelecek olursak, ben gerçekten bu kitabıyla da birlikte Ahmet Ümit'in yazım dilini çok sevdiğime karar verdim. Ne klasiklerin anlamak için çaba sarf etmemiz gereken ağır yazımı ne de günümüz kurgularındaki o sıkıcı, hafif, yazım var. Tam ortası. Ve gerçekten merak uyandırıcı olduğu için de akıp gidiyor. Ve kitabın her sayfası dolu dolu. Kitabın tamamı 4-5 günü anlatıyor :). Kitabı genel olarak sevdiğimi söyleyebilirim -sonu dışında. Nedense sonu beni tatmin etmedi. Kitap 3 yönden de eksik kalmış gibiydi sanki. Mistik yönden, polisiye yönünden ve genel kurgusu yönünden. Yine de kitabı okurken ben çok keyif aldım. Kitabın sonunda, Poyraz