Aşkımız Eski Bir Roman, Bab-ı Esrar, Beyoğlu Rapsodisi... Ve şimdi de Sis ve Gece... Ahmet Ümit'in genel yazım tarzı şu şekilde: akıcı ve sürükleyici kurgu, sade dil, okurun ilgisini çeken konular ve olaylar. Bu kitabı da böyle. Ancak muhtemelen ilk kitabı olduğundan mütevellit dolu dolu değil. Sizi sıkmayan ancak çok da heyecanlandırmayan bir roman. Ana karakterin iç dünyası o kadar iyi yansıtılamamış. Olaylara verdiği tepkiler zaman zaman yetersiz kalmış. Ve kitap sadece Mine'nin bulunma serüvenini kapsıyor. Evet; yer yer başka kişiler, başka davalar da konu ediliyor; kitabın arka kapağında yazıldığı gibi teşkilatın içindeki karışıklıklardan da bahsediliyor ancak olayın ana ekseninde hep Mine ve ortadan kayboluşu yer alıyor. Açıkçası kitabın arka kapağında vadedilenleri karşılamıyor roman. Birkaç incelemesini okuduğumda sonunun çok şaşırttığını ve beklenmedik olduğunu yazmış çoğu kişi. Ancak inanmazsınız belki Mine'nin o buzdolabının içinde olacağını tahmin etmiştim. Romanın içinde anlamsızca yer verilen Tavşan hikayesinden dolayı mı, Madam' ın buzdolabıyla ilgili söylediklerinin fazlaca üstünde durulması mı yoksa Sedat' ın apartmandayken duyduğu,birinci kattan gelen ses mi bana böyle düşündürdü bilmiyorum. Muhtemelen hepsini kafamda birleştirdim :). Ve Ümit' in daha önce de bu tuzağına düşünmüştüm. Bir kitabında da öyle hayret etmiştim ki sonuna bu yüzden bu kitabı okurken çok temkinliydim. Ufacık detaylara bile Sedat'tan çok kafa yordum. Sedat karakteri beni hiçbir açıdan tatmin etmedi zaten. Bu adam nasıl teşkilatta çalışıyor anlamadım. Çok bir analitik zekaya sahip olduğunu düşünmüyorum. Duygusal açıdan da çok yetersizdi. Bir erkeğe göre bile fazla yetersizdi. Neyse. Mine'nin sonunun böyle olacağını tahmin etmiştim ama kitabın sonunu böyle düşünmemiştim. Öyle
"Zehra, birkaç gün sonra Anadolu'daki mektebine döndü. Muallimin artık bir eksiği kalmamıştı.
Acımayı öğrenmişti."
Reşat Nuri'den "Acımak". Mükemmel bir kitaptı. Mükemmel. Kitap Zehra İstanbul'a gittikten sonra başlıyor aslında. Ve sonra mükemmel bir şekilde devam ediyor. Kitabın sonunu öyle güzel bağlamış ki yazar, hayran kaldım. Adıyla, başlangıcıyla, gidişatıyla ve konusuyla bütünleşen bir son olmuş. Daha önce Yaprak Dökümü'nü okumuştum. O da güzeldi. Fakat bu kitap.. Düşündüğümden daha çok etkiledi beni. Reşat Nuri'nin kitapları fazla betimleme olmayan, hızlıca akıp giden, sürükleyici romanlar. Yaprak Dökümü de öyleydi. Olaylar birbirine ardına akıp gidiyordu. Acımak'ta bu biraz da zamana yayılmış gibiydi. Adamın karakter gelişimini, olayların onu nasıl felakete sürüklediğini sanki ben de yaşayarak gözlemledim. Bu kitabı çok sevdim. Sizlere tavsiye ediyorum.