... bana öyle geliyor ki ağırbaşlılık fikri, istemi bu derece günahkar, zekası bu derece sınırlı, bedensel açıdan bu derece zayıf ve dayanıksız olan bir varlığa ancak ironik bir anlamda uygulanabilir. Kavrayışı bir suç, doğumu bir ceza, yaşamı bir iş ve ölümü de bir gereklilik olan bir insan, kendisiyle nasıl gurur duyabilir ki?
Çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, Paris'te bir sokak kafesinde ya da Bangkok'ta- hep aynı sırça fanusun içinde kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım.