H. Nihal Atsız’ın sıkı bir takipçisi olarak onu bir şair ve yazar olarak bilirdim. Bu eserden sonra filozof yönünü de gördüğüme şaşırsam da sevinmediğimi söyleyemem. Kısaca Türk felsefesi diyebileceğim bu felsefede doğruyu veya varlığı bulmaktan ziyade, bir Türk’ün nasıl olması veya olmaması gerektiği, Türk’ün başlıca yaratılış meselesi.
Eserde kralcı olduğu için ordudan atılan, askerlikten başka bir dünya görüşü olmayan, her şeye askerlik penceresinden bakan Selim Pusat’ın aslında Uygurlar Dönemi’nde yaşayan Yüzbaşı Burkay olduğunu görüyoruz. Yaşadığı her iki dönemde de bir kıza âşık olması nedeniyle türlü azapların pençesine düşmüş Selim Pusat! Eserin içeriği hakkında okumayanların merakını söndürmemek adına, bundan başka bilgi vermek istemiyorum. Yoğun bir sembolizmin hakim olduğu eserde başlarda Selim Pusat, görüşleri ve hayata bakış tarzı bakımından Nihal Atsız’dan başkası değildir, eserin sonuna doğru ise Selim Pusat nezdinde tüm Türk gençliğidir. Aşk, sevgi vs. peşinden koşarak niçin yaratıldığını unutan Türk gençliği. Atsız, eserde Sultan Alparslan’ın ağzından “Sevmek, kanlı bayramdan sonra zafer kazananın hakkıdır.” derken sevmenin yalnız bedel ödeyenlerin kazancı olduğunu ifade etmesi, yazarın günümüz aşklarına eleştirel bakışını da ortaya koymaktadır. Eserde ilgimi çeken ve ilginizi çekebileceğini düşündüğüm bazı alıntıları aşağıya bırakıyorum:
“Hapse katiller, hırsızlarla beraber fikir ve kanaat önderleri de giriyor fakat yığın bu iki zümreyi birbirinden ayıramıyor yahut ayırmaya lüzum görmüyor.”
“Sevginin niçini olmaz ki efendim. Düşünsem belki makul bir sebep bulabilirim. Fakat hakiki sebep olmaz. Çünkü biz severiz, sonra sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız. Bu da hodbinliğimizden doğar efendim.”
”Fuhşun felsefesini yapmak, namusun