Ömer Deniz yedi yıl altı ay hapis cezasına çarptırılır. Özgürlüğüne kavuşunca da, haksızlıklara karşı gelebilmek için hukuk eğitimi almaya karar verir. Hem yaşamını sürdürebilmesi hem de okuyabilmesi için bir yandan da çalışmaktadır. İstanbul’un Fatih semtinde bir marangoz atölyesi açar. Tahtadan oyuncaklar yapan Ömer Deniz’in her gece çalışırken, atölyesinden Hırka-ı Şerif Caddesi’ne yansıyan lambanın ışığı, düşlerini aydınlatır mahalle çocuklarının. Ömer Ağabeyleri içerde tahtadan arabalar, kamyonlar, trenler yapmaktadır!..
Bir gün, mahallenin yoksul, çelimsiz çocuklarından biri kapısını çalar atölyenin: “Ben de burada çalışabilir miyim?”
İlkokul öğrencisi olan çocuk boş zamanlarında Ömer Abisinin yaptığı oyuncakları boyamakta, boyarken de kendisini onların sahibi sanıp düşlerinde oynamaktadır.
Bir gün, hiç oyuncağı olmadığını söyleyen çırağına tahtadan kuklalar yapar Ömer Deniz. Çocuk, kolları ve bacakları hareket eden kuklaları kaptığı gibi arkadaşı Saim Koç’un yanında alır soluğu. İki kafadar, mahalledeki diğer çocuklara misket ve gazoz kapağı karşısında kukla oynatmaya başlar.
Yaşamın katılığı, kirliliği karşısında bir ada ararız sığınacak… Sanço Panzo, bir ada bağışlayacağı umuduyla koşmamış mıdır Don Kişot’un ardından!?..
‘Ada’ya ulaşmak için direnmek, çaba sarfetmek gerekir ama!.. Kimse size bir ada bağışlamaz. Ömer Deniz’in armağan ettiği kuklalarla ilk gösterisini yapan çocuk, yıllar sonra da olsa adasına kavuşur ve kapısına adını yazar.
“Müjdat Gezen Sanat Merkezi”
Sunay Akın
Kırdığımız Oyuncaklar
Dünya Gözüme Kaçtı