Daha sade ol -öyle konuşuyorsun ki, sanki seçilip gönderilmişsin. Bırak üstünlüğün mahmuzlarını, in aşağı önümüzdeki üç bin yılın fiyakalı atından, yaşayabildiğin kadar yaşa, zaten içinde var olmadığın bir zamanın içine gireceğim diye uğraşma, bırak amaçları uykuda kalsın, adını unut, kendini unut, ölümünü unut!
Öfkenin içinde beklenti vardır. Azalarak biten, zamanla yiten şeylerden kork. Bu denli şevkle bağrıyorsa bir insan, bil ki içinde bitmeyen bir şeyler vardır.
Çocuklar doğru bildiğini ısrarla savunma gücünü kendinde bulabiliyor. Bir çocuğa doğru olmadığını düşündüğü bir şeyi kabul ettirmek çok zor.. Ama büyüdükçe insan yanlış bildiğine katlanmayı da öğreniyor. Bu da bizi içten içe çürütüyor.
İnsanlar neden “farklı olanı” arar Savaş? Sıradan olmak kötü bir şey mi? Neden birbirlerine eşlerinin, işlerinin, çocuklarının farklılıklarını anlatırlar? Farkı olmayan hayatta yer kaplamıyor mu? Ölür müyüz biraz da sıradanı arasak ya?
.Geçmişe gidip her yanlışı düzeltsen sıkıcı olmaz mıydı Savaş? Bence önemli olan geçmişle uğraşmak değil onunla barışmak. Geçmişi olmayanın geleceği de olmayacak, kurduğun hayalleri dahi belirleyen geçmişin olacak. Gördüğün bir sahneyi daha önce gördüğünü sanırsın ya, sadece beyindeki bir aşinalık sinyalinin yanıltmasıdır. Gelecekte görmeyi umut ettiklerin var ya, önceden gördüklerinin birebir yansımasıdır. Hakikat ya da delice bir sanrı… Geçmişin yakamızı bırakmadıkları… Örneğin her aşkın başında en mükemmeli olduğunu sanırsın, oysa sadece maziyi araştırma evresine geçtiğin ana kadardır. Çok mutlu ve mesutsun ya, acaba onun dahamutlu ve mesut olduğu bir an var mıdır? Bu soruların çekici varlığı mutsuzluğun kaynağıdır. Sevginin coşkun yaşandığı bir dönem yoktur ki içinde şüpheyi ve korkuyu barındırmasın. Hiçbir sarılma yoktur ki o an kafanın içinde gizli bir rekabet yaşanmasın…