Söz ile söylenecek hiçbir şey yoktu Müzik de yitirildi .. Kendi yurdunda mülteci olan duygular .
Baktım gülüşünden güzel şiir olur, Sevdim gitti... Sen yüzüne sürgün olduğum kadın, Madem sevmiyorsun, o zaman sahip çık gözlerine... Dönüp, dolaşıp, değmesinler gözlerime. ​Çünkü her değdiğinde yeniden başlar bu yangın, Yarım kalmış bir mısra kanar derinlerimde. Sen yüzünü başka iklimlere çevir artık; *Ben zaten o şiirin son dizesinde, * Sende mülteci kaldım."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Doğduğu topraklara bu kadar özlem duyduğunu iddia eden, her fırsatta "Erzincan’da çobandım, peynir mayalardım" anlatısını parlatan bir insan neden hayatının en mahrem tercihini o topraklardan değil de Manhattan’ın elit ekosisteminden yapar? Sosyolojide çok temel bir kural vardır: Sermaye büyüdükçe, bireyin ulusal veya etnik aidiyeti zayıflar ve yerini "sınıf aidiyetine" bırakır. Ulukaya artık Erzincanlı bir köylü ya da Türkiye’deki bir azınlık mensubu değil; o, milyarderler kulübünün bir üyesi. Günlük hayatı New York’taki hayırseverlik galalarında, Dünya Ekonomik Forumu koridorlarında, küresel fon yöneticileriyle akşam yemeklerinde geçiyor. Dolayısıyla bir hayat arkadaşı seçerken aradığı şey, çocukluğunun kültürel kodları değil; şu an içinde nefes aldığı o milyarderler dünyasındaki sosyo-kültürel uyum, vizyon ortaklığı ve "network" (bağlantı) kalitesidir. O çok sevilen "Munzur dağlarında çobandım, Amerika'ya geldim ve yoğurt kralı oldum" hikayesi, Chobani markasını Chobani yapan en büyük pazarlama dehasıdır. Amerikalı tüketici o yoğurdu sadece lezzetli olduğu için değil, arkasındaki o "organik, saf, topraktan gelen dürüst göçmen adam" imajı için satın alıyor. Bu nostalji ve memleket sevdası, iş dünyasında devasa bir finansal ve sosyal sermayeye dönüşüyor. Ancak bu anlatı, şirket yönetim kurulu odasının ve özel hayatın kapısında biter. Yani o yerellik, kitleleri etkilemek ve vicdani bir meşruiyet alanı yaratmak için kullanılan harika bir PR enstrümanıdır. Özel hayatta ise modern, seküler ve küresel Batı standardı tercih edilir. "Gidip kendi doğduğu topraklarda yaşayan fakir bir kadınla evlensin" önerisi, samimi ve organik bir kök bağının rasyonel sonucudur. Ancak elitlerin psikolojisi böyle çalışmaz. Onlar doğdukları topraklara eşit birer paydaş, oradaki insanlara
1000Kitap
Hamdi Ulukaya'nın Chobani markasıyla Türkiye'ye, spesifik olarak da Fenerbahçe stadyum isim ve Avrupa maçları göğüs sponsorluğu üzerinden milyarlarca liralık (toplamda 100 milyon euroya yakın bir paket) devasa bir bütçeyle girmesi, dışarıdan bakıldığında rasyonel kapitalist mantığa tamamen aykırı görünüyor. Nitekim kendisi de bizzat imza töreninde "Faaliyet göstermediğimiz bir pazarda reklam harcaması yapıyoruz. Bu benim hayatta yaptığım en gerçek dışı ticari hamle oldu" diyerek bu absürtlüğü itiraf etti. Peki o zaman, hukukun ve ekonominin bu kadar tartışmalı olduğu merkezileşmiş bir ülkeye bu sermaye neden giriyor? Avrupa'da bir kulüp almak yerine neden bu yol seçildi? Ve Acun Ilıcalı’nın Hull City hamlesiyle bu durum nasıl bir tezat oluşturuyor? Acun Ilıcalı Türkiye'deki merkezi riskten kaçıp parasını İngiliz futbolunun regüle edilmiş güvenli limanına park etmeye çalışırken (tıpkı Ruslar gibi); Hamdi Ulukaya zaten o güvenli limanın zirvesinde oturduğu için, Türkiye'deki riskli ekosisteme "Fenerbahçe kalkanıyla" girip tamamen yerel bir kültürel hegemonya ve itibar satın alıyor. Biri riski azaltmak için dışarı kaçıyor, diğeri riski umursamayacak kadar büyük olduğu için içeriye şov yaparak giriyor. Kulüpler yine aynı amaca hizmet ediyor, sadece aktörlerin rüzgarları farklı yönlerden esiyor. Hamdi Ulukaya, Erzincan kökenli, Kürt ve Alevi kimliği bilinen, küresel çapta ise mülteci hakları için milyarlarca dolar harcayan bir figür. Türkiye’deki egemen makro-milliyetçi refleks için bu kimlik kartı, ne kadar büyük bir "başarı hikayesi" yazılırsa yazılsın, kriz anlarında her zaman ilk kaşınacak yerdir. Yoğurt markasının adının (ki kelime kökeni dümdüz 'çoban'dır) bir dönem siyasi sembole dönüştürülüp boykot kampanyalarına malzeme edilmesi, toplumun bir kesimindeki o derin
1000Kitap
Kendine yerleşik olmak, insanın kendi ruhsal coğrafyasında mülteci olmayı bırakıp, kendi evinin sahibi olması hikayesidir. İnsan nereye giderse gitsin kendi iç varlığını tutumunu inancını yanında götürüyor. Özüyle temasa geçerse anlamaya başlar içinde kalır kabul eder ve kendine yerleşir.
Soytarılık etmeden güldürebilmek seni Ekmek çalmadan doyurabilmek Ve haksızlık etmeden doğan güneşe Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi Mülteci isteklerim oldu arasıra biliyorsun Şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp asıyorum Bu son olsun bu son olsun Bu da benim sana ayrılırken hediyem olsun AHMET KAYA