Ve sinema sektörü "Yahudi soykırımı" hikâyesini pazarlamanın, unutturmamanın, propagandanın ve tabi yıllar yılı Almanları suçlamanın en etkili yoluydu. En etkin biçimde kullandılar. Filistin halkına zulmün her türlüsü uygulanırken sektör çalışmaya devam ediyor, halen en yürek dağlayıcı filmler bu konuda yapılıyor
Buna örnek olacak bir savaş filmi. Korku, vahşet, açlık, sefalet, kan, dehşet acımasızlık, acının her türlüsünü seriyor gözler önüne... Kokmuş cesetler, yanmış yığınlar, yıkılmış evler... Yıkılmış, talan edilmiş sokaklar. Bombalarla yıkılmış. Kinle yıkılmış, hınçla, şiddetle dinmek bilmez bir nefretle yerle bir edilmiş mahalleler... Evler yıkılır da içindekiler kalır mı? Kimi sürgünlere gitmiş, kimi oracık da öldürülmüş. Yaşayanlar ölümü arar bir ruh halinde. Vahşet görmekten dehşete kapılma duygusu sığ kalır olmuş.
Bahsettiğim alt yazılı filmde, filmin başkahramanı küçük bir çocuk. Kendisini savaşın orta yerinde bulmuş, varını yoğunu, ailesini hepsinden öte çocukluğunu kaybetmiş. Vahşet göre göre vahşileşmiş bir grubun içine düşüyor, en son eline bir silah tutuşturuyorlar.
Artık çocuk değilsin. Müdafan için, hayatın için insanların için bu silaha kullan, demek istiyorlar. Ama bunu soğuk bir cümleyle ifade ediyorlar.
Filmin sonunda çocuk; onca vahşete, dehşete, ölümün her türlüsüne tanık olarak cinnetlerden dönen çocuk, birikmiş bütün hıncını boşaltıyor elindeki silahın namlusundan. Yerde, çamurun içinde yatan Hitler fotoğrafının üstüne her bir hayalde bir kurşun sıkıyor.
Topluca katledilen, öbek öbek cesetleri hayal ediyor, bombaları, uçakları ve kavmiyetçilikle süslenmiş alabildiğine uluscu haşin tavırı, faşizan ateşli konuşmaları. Bir kurşunda onlara, sonra yıkılan evleri, yok edilen kentini bir kurşun daha... Sonra yok edilen geçmişi, elinden alınan ailesi