Fazla Uzaklaşmış Olamaz
Puan vermedi
Yaralar tazeyken acılar daha büyük sanırız. Ama Kevser Hattatoğlu bize Kesik, Kabuk ve Dikiş İzi başlıklarıyla üç bölümde insana ait yaraları anlattığı öykülerinde yaranın bazen kabukken bazen de yara izinin kesikten daha fazla can yaktığını anlatıyor. Alışkanlığa dönüşen yalnızlık, ayrılık ve terk ediliş fanusta yaşamaya itiyor bazen. İnsan acıya değil onun kendisini dönüştürdüğü yeni hale alışabilir en fazla. Veya kanıksar durumunu. Öykülerde bunun işlendiğini görüyoruz. Hattatoğlu'nun karakterlerini geçmişin izinde buluyoruz çoğu zaman. Kimi zaman herşeyi unutan bir babanın en küçük çocuğu oluyoruz. Torunlarını seven bu ihtiyarın elleri birden bizim de başımızı okşuyor. Domates konserveleri anıları canlandırıyor. Bir ses bize de pişmiş aşa su katılmaz diye sesleniyor konserve açarken. Salıncakta sallanıyor küçük bir kız. Hayattan kaçmak için saklanılacak en iyi yer çocukluktur çünkü. Başka bir kız babasının ceketinin askıda oluşuna güveniyor. Fazla uzaklaşmadığına emin babasının. Bu aralarında bir işaret. Handelibe bu anıların canlandığı bir şehir oluyor bazen. Kitapta dikkat çeken başka bir tema insanlık yaraları. Yazarın Gazze'yi anlattığı Captcha, sorgulatıyor tekrar insanlığımızı. Limon ağacında bir çocuğun büyümesine tanık olıyoruz çünkü daha doğmadan katlediliyor bebekler. Camdaki leke öyküsüyle bizi kalbimizden vuruyor yazar. Bizim leke olarak gördüğümüz şeyin bir mülteci teknesi olduğunu söylüyor. İronik bir dille yapıyor bunu. Oysa ne kadar da emindik başta camdaki o lekenin bir su ya da en fazla bir sinek ölüsü olduğuna. Daha ne olabilirdi ki! Yazarın aynı zamanda bir seslendirme sanatçısı olması her hikayeyi kendi sesiyle duymamızı sağlıyor. Öykülerde fonetiğin ön planda olduğunu görüyoruz. Dilin ustalıkla, betimlemelerin yerli yerince kullanıldığına
Edebiyat
Fazla Uzaklaşmış OlamazKevser Hattatoğlu · Şule Yayınları · 202518 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 55. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 00:00
Depremin ardından Hatay'a giden bir anlatıcının yolu ile Iraklı bir mülteci olan Ali'nin yolunun kesişmesini konu alıyor. Bir enkazın başında başlayan bu karşılaşma zamanla Ali'nin geçmişine, savaşın gölgesinde geçen hayatına ve mülteci olarak yaşadığı zorluklara uzanıyor. Irak'tan İran'a, Van'dan İstanbul'a uzanan bu yolculuk boyunca yalnızca bir insanın yaşadıklarını değil; savaşın, yoksulluğun, ayrılığın ve çaresizliğin binlerce insanın hayatında açtığı yaraları görüyoruz. Roman aslında depremi merkezine alsa da anlatmak istediği şey çok daha büyük. Bir yanda evini kaybedenler, diğer yanda yıllar önce ülkesini kaybetmiş insanlar... Farklı hayatlar, farklı geçmişler ama aynı acının etrafında birleşen insanlar. Kitap boyunca "yuva" denilen şeyin bazen dört duvardan çok daha fazlası olduğunu hissediyorsunuz. Bu kitabı okurken en çok zorlandığım şey, anlatılanların kurgu olduğunu kendime hatırlatmaya çalışmak oldu. Çünkü bazı acılar o kadar gerçek hissettiriyordu ki sayfaları okurken bir romanın içinde değil de bir insanın anılarını dinliyormuşum gibi hissettim. Ali'nin hikâyesi bana insanların görünen yüzlerinin arkasında ne kadar ağır yükler taşıyabileceğini düşündürdü. Çoğu zaman bir insanın bugününe bakıp onun hakkında fikir sahibi oluyoruz ama o noktaya gelene kadar hangi yollardan geçtiğini, neleri kaybettiğini, kaç kez yeniden başlamaya çalıştığını bilmiyoruz. Bu kitap bana tam olarak bunu hatırlattı. Okurken sık sık içim burkuldu. Çünkü burada anlatılan acılar yalnızca karakterlere ait değildi; dünyanın bir yerinde gerçekten yaşanmış ve hâlâ yaşanmaya devam eden acılardı. Belki de bu yüzden kitabın etkisi son sayfada bitmedi. Kapağını kapattıktan sonra bile karakterler aklımda kalmaya devam etti. Bazı kitaplar sizi başka dünyalara götürür, bazıları ise
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 202697 okunma
Reklam
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
Yalnız değilim, yalnız değilsin, yalnız değiliz.. Dünyada kimsesiz kalmışsın ve vedalaşacağın hiç kimsen yok, çok acı değil mi ? ama maalesef gerçek.. İnsan hakları evrensel beyannamesi : Madde 14: "Herkesin, zulüm karşısında, başka ülkelere sığınma hakkı vardır.." Sednaya Hapishanesi'nde yaşamını yitirenlerin anısına yazılmış bir roman.. 6 şubat depremini en derin şeklinde tekrar hissettiğimiz bir an.. Ferit kuzenini Hatay depreminde bulmaya çalışan İstanbullu bir kuzen.. Diğer yandan eşini ve küçük kızını enkazın altında bulmaya çalışan Iraklı mülteci Ali..İki farklı yas, iki farklı bekleyiş, ortak noktaları ise o tarif edilemez acı.. Off hikaye demekte ne derece doğru bilemedim.. Yani roman değil sadece bu okuduğumuz, bir gerçek, acı, tüm duyguları derinden hissettiğimiz bir okuma.. Yani dugyularımı bile nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum çünkü ağlayarak okudum resmen kitabı.. Kitapta hem büyük depremi hem de Körfez Savaşı yıllarından başlayan bir yaşam öyküsünü okuyoruz.. Okumanızı tavsiye ederim ve altta ki alıntıları okumanızı .. "O gece, sıradanlığın kılığında koca bir keder gizliydi.. Geç oldu şimdi, sabah ararım dedin mesela.. Geç oldu sahiden de.. Çünkü o gece bazıları için bir daha sabah olmadı. Doğmadı bir daha güneş.." "Kim var orada ? Diye sordum. Gözlerindeki kederi beni o denli etkiledi ki gözlerimi kaçırdım onun kederinden, güçlükle derin bir nefes aldıktan sonra eşim ve kızım diyebildi güç bela.. " "Yeter, aldın zaten her şeyimizi.." "Hayattaki tek varlığımı kurtarmam lazımdı kimsesizdim ben.." "Büyük kahkahalar ardınden gelirdi büyük felaketler..Bazı coğrafyalarda böyleydi.. " "Anlatmak onun yüküydü, duymaksa benim cezam.." "Herkes unutmuş gibi yapıyor ama biliyorum kimse unutmuyor. Adım gibi eminim; hatırlamadığımız rüyalarımızda hep
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 202697 okunma
Kimsesizler Coğrafyası
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
Aynı Ateşin Başında İki Yabancı; Coğrafyanın Yetim Bıraktığı Adamlar ​İstanbul’da yaşayan anlatıcı 6 Şubat sabahı yüzyılın felaketiyle uyanır.Hatay’daki kuzeni Ferit’ten haber alamayınca tüm tehlikeleri göze alıp yola çıkar. Şehre vardığında karşılaştığı manzara tam bir kıyamet tasviridir tanıdığı tüm sokaklar silinmiş binalar yerle bir olmuştur. Ferit’in yıkılan apartmanının önünde,dondurucu soğukta ve yetersiz iş makinelerinin gölgesinde çaresiz bir nöbet başlar. ​Anlatıcı enkaz başında günlerce umutla beklerken, yanı başında kendisi gibi donmuş halde duran bir adamı fark eder:Irak’taki savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan Ali Kader. Ali’nin de hamile karısı ve küçük kızı aynı enkazın altındadır. İki yabancı, dondurucu soğukta bir ateşin başında ısınmaya çalışırken acılarını paylaşır. Ali, bombalar altında geçen Bağdat çocukluğunu, Suriye'de uğradığı insanlık dışı işkenceleri, ardından Van ve İstanbul’a uzanan zorlu öyküsünü anlatır.Tam Hatay’da geçmişi unutup yeni bir sayfa açmışken,bu kez yerin altından gelen o amansız sarsıntı vurmuştur. ​Biri Batılı, eğitimli ve düzenli hayatı olan bir adam; diğeri ise ömrü savaşlardan,işkencelerden kaçmakla geçmiş bir mülteci... Ancak bu enkazın başında ikisi de eşit; sadece sevdiklerinin sesini duymak isteyen iki çaresiz insan. ​Günler süren bekleyiş ağır bir trajediyle sonlanır.Önce Ferit sonra Ali’nin hamile eşi ve çocuğunun cansız bedenleri çıkarılır enkazdan. Ali,onca şeyden ailesini korumayı başarmış,ancak Hatay’da yerin altından gelen bir sarsıntıya yenik düşmüştür. Kitap,Ali'nin bu korkunç kayıpla tamamen sessizliğe gömülmesi ve anlatıcının "Coğrafya gerçekten bir insanın kaçamayacağı mutlak kaderi midir"sorusuyla baş başa kalmasıyla sonlanıyor.Ağır bir keder duygusuyla perdesini kapatıyor; Bazı insanların ayaklarına
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 202697 okunma
PEYGAMBERİN ŞARKISI
Puan vermedi·240 syf.··
2026 26. kitabı
Peygamberin şarkısı Yakın gelecekte kafasında yarattığı hayali Dublin’de(İrlanda) geçen distopya türünde yazılmış bir kitaptır klostrofobi örneğini Kosla bütünleştirmiştir 2023 booker ödülünü almıştır, kitabın ilham kaynağı olarak Suriye’deki iç savaş gibi Orta Doğu ülkelerinde yaşanan olaylar mülteci krizleridir burada amaç uzaklarda yaşanan bir trajedi bir gün bizi de bulabilir bizlere de benzer şeyleri yaşayabiliriz bir nevi doğunun trajedisinin batıya taşınması inandı halkına ve batı dünyasına bir mesajdır, demokrasisine, ilkelerini yok sayarsan, kurumları çökerse siyasi erkeğe denetlemezsen kurumlar bir gecede çöker ve bunlar yaşanır Kitap oldukça gerçekçi bir dille yazılmıştır Türkiye gibi ülkelerde yaşıyorsanız bu yaşananların gerçeğin tam kendisi olduğunu anlıyorsunuz Kitap aslında yaşanan olaylardan ziyade yaşanan olayların sıradan bir aile etkisini konu alıyor bu etkiyide anne ve kadın üzerinden kurguluyor Bundan dolayıda Romanın merkezinde dört çocuk annesi Eilish Stack vardır. İrlanda’da demokratik düzen çökerken, devlet baskısı artar, insanlar kaybolmaya başlar ve ülke iç savaşa sürüklenir. Eilish’in temel mücadelesi, ailesini bir arada tutmak ve hayatta kalmaktır. Roman yoğun bir kaygı, çaresizlik ve ikincil travma erkisi yaratır. Okuyucu da Eilish ile birlikte sürekli o travmayı yaşatır Bu nedenle kitap yalnızca politik bir kitap aynı zamanda psikolojik bir romandır. Siyasi Açıdan -otoriterleşmenin normalleştirilmesi -demokrasilerin kırılganlığına dair güçlü bir uyarıdır. -Lynch’in vermek istediği mesajlardan biri şudur: Özgürlük çoğu zaman kaybedilene kadar fark edilmez. -korku ve kaotik ortam -etiketleme ve fişlemeler -kaybolan ve öldürülen inslar Faşizm yavaş yavaş geliyor ilk başta acil durum yetkisi yasası geliyor bizdeki o haller ya da
Peygamberin ŞarkısıPaul Lynch · Delidolu Kitap · 20241,909 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 20. kitabı
. Hatay’daki deprem haberini alan kahramanımız, kuzeni Ferit’i bulmak için İstanbul’dan Hatay’a gider. Enkaz başında umutla bekleyen insanlar arasında, Iraklı mülteci Ali ile tanışır. Ali; eşini ve kızını kurtarmayı beklerken, Saddam dönemindeki baskılarla başlayan hayat hikayesini anlatır. Irak’tan İran’a, oradan Türkiye’ye uzanan kaçış yolculuğunda; toplama kampları, yoksulluk, şiddet, dışlanma ve kimsesizlikle mücadele eder. Depremin enkazı altında yalnızca binalar değil, insanların geçmişleri, umutları ve kimlikleri de ortaya çıkar. Roman deprem, göç, aidiyet ve kayıp temalarını aynı anda işleyen, oldukça güçlü bir dramatik kurguya sahip. Özellikle Hatay depremiyle Irak’tan gelen bir mültecinin geçmişini aynı enkazda buluşturması, iki farklı acının ortak insanlık duygusunda birleşmesini sağlamış. Sednaya Hapishanesi'nde yaşamını yitirenlerin anısına yazılmış bir eser olması ve yazarında Hatay doğumlu olması da önemli bir bağ kuruyor. Çünkü Hatay; yıllardır deprem, göç, sınır kültürü ve mültecilik deneyimlerinin iç içe geçtiği bir coğrafya. Bu yüzden de romandaki atmosferin gerçekçi ve sahici hissedilmesini sağlıyor. “Uzun zaman önce” romanında kalemini sevdiğim yazar bu kez de şaşırtmadı. Eşsiz üslubuyla etkileyici bir roman ortaya koymuş. #KimsesizlerCoğrafyası ^ ^ ^ #ZekeriyaÇetin #inkılapkitabevi #bloghemsire #edebiyat #deprem
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 202697 okunma
Reklam
Reklam