Bir insan gerçekten kötü müdür, yoksa sadece yeterince anlaşılmamış mı?
Aziz Bey Hadisesi’ni okurken bir insanın dışarıdan görünen hâli ile içinde taşıdığı hikâye arasındaki büyük farkı derinden hissettim. Kitap, çevresi tarafından huysuz ve zor biri olarak tanınan Aziz Bey’in hayatına yaşanan bir olay sonrasında dönüp bakılmasıyla ilerliyor. Onu sadece bugünkü hâliyle tanıyan insanların gözünden başlayan hikâye, zamanla geçmişine uzanıyor ve Aziz Bey’i bu noktaya getiren kırılmalar bir bir ortaya çıkıyor.
Gençliğinde yaptığı seçimler, gururu, sevgisini ifade edemeyişi ve hayatın ona sunduğu kaçırılmış fırsatlar Aziz Bey’in yalnızlaşmasına neden oluyor. Aslında olay örgüsü büyük dramatik sahnelerden değil; yanlış anlaşılmalar, ertelenmiş duygular ve küçük ama hayat değiştiren anlardan oluşuyor. Bu yönüyle kitap, bir insanın kaderinin bazen sessizce şekillendiğini gösteriyor.
Okudukça Aziz Bey’e kızmak yerine ona üzülmeye başlıyor insan. Çünkü bazen insanlar kötü oldukları için değil, kırıldıkları yerden sonra kendilerini korumayı seçtikleri için değişiyorlar. Kitap bittiğinde geriye şu duygu kalıyor: Belki de hayatımızdaki birçok insanın bilmediğimiz bir “hadisesi” vardır.
Kalbini karısına açmayan, evinin dışındaki hayatı evinin içindekinden daha önemli bulan, evdeki yürek sızılarını anlamayan,
anlasa da umursamayan, çehresi daima asık, sesi daima gür ve azarlamaya hazır babası.