Bir yerlerde yazarın bu kitabı için hikaye anlatılıcığının zayıf olduğuna dair bir eleştiri okumuştum, Thomas Mann ile bir kıyaslama vardı. Bu ben de bir önyargı oluşturur gibi oldu. Ancak bu bir hikaye değil. Yazar bir yerlerde bu romanda gibi bir şey yazmış. Ama bu roman değil, kendi de başka bir yerde hatta bunun bir anı, bir günlük gibi bir şey olduğunu söylüyor. Böyle bakınca baştaki önyargım kitap sayfalarında kayboldu gitti. Bu bir kurgu değil. Hikaye mi? Bilemedim.
Kitabı ölüme kadar olan bölümle sonrası olarak ikiye ayırmak lazım.
Ölüme kadar olan (ölüm anı dahil) oldukça başarılı çok etkileyici bir anlatım var. Olan biten ve olan bitenin yazarın içinde bulduğu karşılığın, iç dünyasındaki depremlerin kelimelere dökülmesi çok başarılı. Verdiği örnekler, (Munch'un Çığlığı, Bruekgel'in çocuk oyunları, Homeros'un Odysseia'sı) bunları anlatısına katmasindaki becerisi harika. Bu bölümde babasını kaybetmişleri ağlatmaması mümkün değil. Ayrıca, acıya dair tespitleri, buna dair betimlemeleri, alıntıları çok başarılı.
Ikinci bölüm ise bence oldukça durağan ve klişeler ile zayıflamış. Dikkatimi çeken başka ilginçliklerde var. Anne figürü çok az. Tamam konu baba, fakat, anne ile de yaşananlar babasına dair bu duygu fırtınasına katkı sağlayabilir di. Ayrıca eşi nerede? Eşi ile paylaşılmış hiç mi anı yok bu döneme ait? Kızının rüyaları var, kardeşinin mektupları, telefonları var. Anne ve/veya eşinin kanser olan, acılar çeken, sonra ölen babasına dair bir şeyler yaşamış, söylemiş olmalı.
Ölmek ile vefat etmek kavramı girişte dikkatimi çekti. Orijinal metin mi böyle, çevirmen mi böyle tercih etmiş, bilemedim. Bazı yerlerde vefat etmek, bazı yerlerde ölmek kullanılmış. Orijinal metin böyle ise yazarın bir kastı var diye düşünmek isterim. Ama çevirmen böyle tercih etmiş ise