Puan vermedi·448 syf.··
2018 40. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2018 00:00
Okuyan kadinlar kulubu ile birlikte #birharfbirkitap etkinliğinde ikinci ayımızdayız ve "B" harfi için seçtiğim kitabım Baykuş Daima Gece Avlanır... Ormanın ortasında kuş tüyleri üzerine yatırılmış, ağzında çiçek, başında peruk, etrafında pentagram şeklinde dizilmiş mumlar, dahası vücudu da aynı şekle sokulmuş, hayvan yemiyle beslenmeye zorlanmış ve boğularak öldürülmüş 17 yaşında çıplak bir genç kız cesedi... Bu esrarengiz cinayeti çözmek Holger Munch ve ekibinin görevi. Yakın zamanda görevden alınan zeki ama kendince psikolojik sorunları olan dedektif Mia Krüger'de işe dahil edilince müthiş bir araştırma başlıyor. Çok beğendiğim bir polisiye gerilim okudum. Beklemediğim sürpriz gelişmelerle çözüldü olay. Beni en çok etkileyen cinayet ya da soruşturma kısmından çok, kurbanların ölüme hazırlanış şekilleri oldu. Hayal etmesi bile tüyler ürperten cinsten bir kurgusu var. Bence güzel taraflarından biri de temposunun hiç düşmemesi. Bitmeden hemen önce ters köşe yapmayı da başardı ayrıca. Tavsiye eder keyifli okumalar dilerim. 28.04.2018
Baykuş Daima Gece AvlanırSamuel Bjork · Pegasus · 201883 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 16:53
En az Müntehir kadar beğendiğim bir eser oldu. Ömer'in yalnızlığını, kimsesizliğini, deliliğini (ne kadar delilik sayılırsa), çaresizliğini, imkansız aşkını iliklerime kadar hissettim. Kendini İsa ile özdeşleştiren, içindeki sesten ne yapsa kurtulamayan, yanlışlıkla bir kedinin ayağına bastığında ondan özür dileyecek kadar ince ruhlu bir karakter Ömer. Onu tanımlayacak en güzel söz bence 'köksüzlük'. Ancak kitapta yalnızca Ömer'in hikayesini okumuyoruz. 1970lerin siyasî ortamını, kardeşin kardeşi vurduğu, kardeşin kardeşe düşman olması amacıyla nasıl oyunlar oynandığını görüyoruz. Yazarın yine entelektüel birikimini bizlere gösterdiği bu eserde; Tanpınar'la zamanın içinde kayboluyor, Atsız'la âşık oluyor, Kürşat'la Çin sarayını basıyor, Dostoyevski'yle insanın anlam arayışını izliyor, Melih Cevdet Anday'la sakin ancak derin bir öfkeyle doluyoruz. Bir yandan da Van Gogh'un, Goya'nın, Munch'un tablolarını seyrediyoruz. Sanat ve edebiyata doyuyoruz kısaca. Şimdiye kadar birçoğumuzun düşündüğü ancak böyle etkileyici biçimde dile getirmediği bir gerçeği de gözler önüne seriyor yazar: ideolojik körlük. Bunu ayrım yapmadan tüm ideolojik görüş sahipleri için söylemek mümkün bence. Yalnızca dünyaya kendisi gibi bakan yazarları, şairleri okuyan geri kalan her şeyi bir kenara iten insanlardan bahsediyorum. Kitaptan örnek verecek olursak; Ömer, Sait Faik Abasıyanık'ın Sinağrit Baba adlı hikayesini okurken ona Ömer Seyfettin'in Pembe İncili Kaftanı'nı okuması gerektiğini söylerler. Ya da Ömer'in okuduğu kitapları değersiz ve anlamsız bulup sadece işe yarayan kitapları okumasını salık verdikleri bölüm. Örnekler çoğaltılabilir elbette. Son olarak sayfalar arasındaki o muhteşem resimler için Besim Dalgıç'ı da tebrik ederim. Yazarın bir sonraki kitabını da sabırsızlıkla bekliyorum.
MuhayyelAdnan İslamoğulları · Ötüken Neşriyat · 202617 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 80. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 05:36
Herkese Merhaba Bugün sizlere Peter Andreas Munch kaleminden İskandinav Mitolojisi kitabının yorumu ile geldim Nisan ayının sıradaki kitabı 2019 yılı basımlı 272 sayfalık bir kitap •Kütüphanemin en gizemli köşeleri serisinde bu defa sizi kadim bir halkın ruhunu anlatan, kuzeyin dondurucu rüzgarlarının, devasa dünya ağacı Yggdrasil’in ve onuru için ölüme yürüyen tanrıların dünyasına davet ediyorum. İskandinav mitolojisi sadece bir efsaneler bütünü değil, aslında bir bedel ödeme sanatı. •Her şey o uçsuz bucaksız boşlukta (Ginnunga-gap) başladı. Kuzeyin buzuyla güneyin ateşinin o devasa boşlukta karşılaşması tesadüf değildi. İlk dev Ymir’den, ilk insan çifti Ask ve Embla’ya kadar olan o yaratılış süreci ve dünyayı şekillendiren tanrılara kadar her şey bir zıtlığın ürünü. •Odin... Bir kraldan ziyade, hakikat için gözünü feda eden, runik bilgeliğe ulaşmak için kendi mızrağıyla dokuz gün dokuz gece Yggdrasil’de asılı kalan bir arayışçı. Thor’un devlerle olan amansız ama bazen de absürt mücadeleleri, Loki’nin o her şeyi birbirine katan ama zekasıyla hayran bırakan kurnazlığı... •Volsung efsaneleri ve Ejderha Katili Sigurd’un hikâyesi... Okurken Yüzüklerin Efendisi'nin köklerini burada bulmak beni inanılmaz heyecanlandırdı. Ejderha kanıyla yıkanmanın bedelinden, bir yüzüğün nasıl tüm bir soyun felaketi olabileceğine kadar her şey film sahnesi tadındaydı. •Özellikle son sayfalarda altını çizdiğim Hof ve Horg detayları beni çok etkiledi. Vikingler sadece açık havada tapınmıyorlardı; tanrılarını aralarına davet ettikleri görkemli tapınaklar inşa ediyor, onlara kurbanlar sunarak hayatı kutsuyorlardı. •İskandinav mitolojisinin en sarsıcı yanı bence şu; Tanrılar bile ölümlü. Kaderin (Wyrd) her şeyin üstünde olması, tanrıların öleceklerini bile bile onurlarıyla o son savaşa gitmeleri... •Vikinglerin o
İskandinav MitolojisiPeter Andreas Munch · Maya Kitap · 2019237 okunma
7/10
·272 syf.··
2026 59. kitabı
İskandinav Mitolojisi #okudumbitti Popüler kültürün “Odin–Thor–Loki” üçlüsüne sıkışmış o tanıdık isimlerin arkasında, çok daha geniş ve daha tuhaf (iyi anlamda) bir dünya olduğunu hatırlatıyor. Kitap, “mitler sadece masal mı?” sorusunu bir kenara bırakıp doğrudan mitlerin bir toplumun zihin haritası olduğunu gösteriyor: korkuları, kutsalları, savaşla kurdukları ilişki, doğa karşısındaki konumları… Hepsi satır aralarında yaşıyor. Anlatımın en güçlü tarafı bence düzeni. Önce tanrılarla ilgili temel çerçeveyi kuruyor; kim kimdir, hangi figür hangi meseleyle bağlantılıdır, hangi çatışmaların içinde yer alır… Bu bölüm, özellikle mitolojiye yeni giren biri için “isim karmaşası”nı azaltan bir omurga gibi. Sonra mitlere geçtiğinizde, o omurga sayesinde hikâyeler daha kolay oturuyor ve karakterler “isim” olmaktan çıkıp birer tutum ve dünya görüşüne dönüşüyor. Mitler kısmında kendimi sık sık “Bunu beklemiyordum” derken buldum. Çünkü İskandinav anlatıları bazen çok net ve sert: hızlı kararlar, bedel ödemeler, kaderin ağırlığı, gücün cazibesi… Bazı hikâyeler gerçekten su gibi akıyor; bir sahne bitmeden diğerine geçiyorsunuz. Bazılarında ise (özellikle soylar, bağlantılar, çok sayıda kişi ve yer adı girince) metin daha yoğunlaşıyor. Ama garip bir şekilde bu yorgunluk bile “kaynak okuyor” hissini güçlendiriyor; sanki masal dinlemiyor da bir geleneğin izini sürüyorsunuz. Benim için kitabın en etkileyici taraflarından biri, tanrılara tapınma ve ritüellerle ilgili bölümlerin verdiği atmosferdi. Orada mitoloji bir “anlatı” olmaktan çıkıp günlük hayata karışıyor: insanların nasıl adak adadığı, kutsala nasıl yaklaştığı, toplulukların hangi davranışları değerli gördüğü… İnsanın aklına şu geliyor: Bu hikâyeler eğlencelik değil; uzun kışların, sert coğrafyanın, savaşın ve belirsizliğin
İskandinav MitolojisiPeter Andreas Munch · Maya Kitap · 2019237 okunma
Farklı bir bakış açısıyla Genç Werther'in Acıları
Puan vermedi·126 syf.··
2025 57. kitabı
(Spoiler içerir) Hayata iyimser bir şekilde bakan, hassas bir adamın iç dünyasındaki fırtınaları en içten duygularla hissettiren bir psikoloji kitabı olan Genç Werther'in Acıları, insana birçok noktada hayatı sorgulatan baş yapıtlardan biri. İmkansız bir aşkın girdabına kapılan Werther'in başka bir adamla nişanlı olan Lotte'ye karşı aşkını melankolik bir şekilde ele alıyor. Öncelikle bu kitabı okuyanların hayat konusunda toy olmamasına -özellikle gençler- dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü bir çok insan bu kitabı yanlış yorumluyor. Bu kitap sıradan bir aşk hikayesini ele almaktansa gerçek hayatımızı da sorgulatacak bir yapıya sahip. Bu kitaba sadece bir aşk kitabı gözüyle bakmamalıyız. Burada aslında yazarın aşktan çok hayattaki psikolojiyi ölçtüğü kanaatindeyim. Kitaba bakarken yazarın en başından beri kitabın sonunu kendi kafasında kurguladı aşikâr çünkü yazar Werther gibi bir gence ölümü kaçıştan çok bir zorunluluk olarak görmüş . Kitabı okurken insanlar arasındaki sınıf ayrımı gözümüzden kaçmıyor. Üst tabakada bulunan Werther her şeye rağmen alt tabakadaki insanların hayat sorunlarını dinliyor ve bunlara kayıtsız kalmamaya çalışıyor. Karakterin melankolik, yalnızlık içindeki buhranı ve her şeye rağmen sorunlara kayıtsız kalmaması belki de bizi şu sonuca ulaştırıyor : Werther içinde yaşadığı melankoliği birine tam olarak anlatamıyorken başkalarının sorunlarını dinlemeye çalışıyor. Bu da karakterimizin kendinde gördüğü eksikliği başkasında görüp içselleştirmesiyle karakterimizi daha başa çıkılmaz bir yola sürüklüyor. Sadece buraya bakarak bile karakterin çok hassas bir yapıya sahip olduğunu anlayabiliyoruz. Kitabı okurken aklım hep Edvard Munch'ın çığlık tablosuna gidiyordu, sanatçının tablo hakkında söyledikleri aklıma gelirdi. Edvard tabloyu
1000Kitap
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,1bin okunma
9/10
·208 syf.··
2025 57. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2025 22:11
Bir yerlerde yazarın bu kitabı için hikaye anlatılıcığının zayıf olduğuna dair bir eleştiri okumuştum, Thomas Mann ile bir kıyaslama vardı. Bu ben de bir önyargı oluşturur gibi oldu. Ancak bu bir hikaye değil. Yazar bir yerlerde bu romanda gibi bir şey yazmış. Ama bu roman değil, kendi de başka bir yerde hatta bunun bir anı, bir günlük gibi bir şey olduğunu söylüyor. Böyle bakınca baştaki önyargım kitap sayfalarında kayboldu gitti. Bu bir kurgu değil. Hikaye mi? Bilemedim. Kitabı ölüme kadar olan bölümle sonrası olarak ikiye ayırmak lazım. Ölüme kadar olan (ölüm anı dahil) oldukça başarılı çok etkileyici bir anlatım var. Olan biten ve olan bitenin yazarın içinde bulduğu karşılığın, iç dünyasındaki depremlerin kelimelere dökülmesi çok başarılı. Verdiği örnekler, (Munch'un Çığlığı, Bruekgel'in çocuk oyunları, Homeros'un Odysseia'sı) bunları anlatısına katmasindaki becerisi harika. Bu bölümde babasını kaybetmişleri ağlatmaması mümkün değil. Ayrıca, acıya dair tespitleri, buna dair betimlemeleri, alıntıları çok başarılı. Ikinci bölüm ise bence oldukça durağan ve klişeler ile zayıflamış. Dikkatimi çeken başka ilginçliklerde var. Anne figürü çok az. Tamam konu baba, fakat, anne ile de yaşananlar babasına dair bu duygu fırtınasına katkı sağlayabilir di. Ayrıca eşi nerede? Eşi ile paylaşılmış hiç mi anı yok bu döneme ait? Kızının rüyaları var, kardeşinin mektupları, telefonları var. Anne ve/veya eşinin kanser olan, acılar çeken, sonra ölen babasına dair bir şeyler yaşamış, söylemiş olmalı. Ölmek ile vefat etmek kavramı girişte dikkatimi çekti. Orijinal metin mi böyle, çevirmen mi böyle tercih etmiş, bilemedim. Bazı yerlerde vefat etmek, bazı yerlerde ölmek kullanılmış. Orijinal metin böyle ise yazarın bir kastı var diye düşünmek isterim. Ama çevirmen böyle tercih etmiş ise
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma